İŞTEN ÇIKARILAN ÜSKÜDAR BELEDİYESİ İŞÇİLERİNİN HAK ARAYIŞI

Söyleşi: Bekir Avcı
10 Aralık 2019
SATIRBAŞLARI

23 Haziran seçiminden iki ay sonra, ağustos ayında “performans yetersizliği” gerekçe gösterilerek işten çıkarıldılar. Amirleri bu gerekçeye kefil olmasa da belediye başkanı ve müdürler fermanı çoktan vermişti. Üye oldukları Hak-İş ise onları bir ay oyalayıp işe iade davası açmalarını engelledi. Belediye, şirket ve sendika eliyle işlerinden olan işçiler şimdi her salı Üsküdar’da basın açıklamasıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. Üsküdar Belediyesi’nden çıkarılan işçilerden Ercan Yılmaz, Eyüp Menteş ve Murat Baş’ı dinliyoruz.
Soldan sağa: Ercan Yılmaz, Eyüp Menteş, Murat Baş

İşten çıkartılma sürecinizi anlatır mısınız?

Eyüp Menteş: Üsküdar Belediyesi Park ve Bahçeler bünyesinde çalışmaktaydım. 23 Ağustos 2019’da Kent A.Ş.’ye “toplantı var” diye çağırdılar. Toplantıya gittiğimizde sadece bir avukat ve bir yetkili vardı. Bana orada “Üsküdar Belediyesi iş akdine son verdi” dendi. Ben de “Bir kabahatimiz mi var? Neden işimize son verildi?” dedim. “Bunu biz bilmeyiz, amirleriniz, üstleriniz bilir” dediler. Mesaj yoluyla aramışlar diğer işten çıkarılan arkadaşları, işten çıkarıldıklarını mesaj yoluyla söylemişler. Sonra bakmışlar ki insanlardan tepki var, demişler ki, “bunları çağıralım, yanımıza da avukat alalım, bu şekilde işten çıkarıldıklarını söyleyelim ki bize karşı tepkileri olmasın”. Ben kabul etmedim, bir suçum olmadığını, yüz kızartıcı bir şey yapmadığımı, işimizi hakkıyla yapan insanlar olduğumuzu söyledim. Bizi neden işten çıkardıklarını sordum. Yine aynı cevabı verdiler: “Üsküdar belediyesi sizinle çalışmak istemiyor!” Bu kadar. Ben de KHK ile kadroya geçmiş personeller olduğumuzu hatırlattım. Bu kadar basit bir şekilde bizi işten atamayacaklarını söyledim. Üsküdar Belediyesi’ne gittik, yetkililerle, müdürlerimiz ve belediye başkan yardımcısıyla görüşmek istedik, ama kabul etmediler. Bunun üzerine biz sendikayı aradık.

Hak-İş bizi tam 26 gün oyaladı. Düşündük, neden böyle yapıyorlar diye. Meğerse bizim bir aylık işe dönüş için dava açma hakkımız varmış. Amaçları o süreyi geçirmekmiş.

Hangi sendikayı aradınız ve sendikanın tutumu ne oldu?

Menteş: Hak-İş’te sendikalıydık. Sendikayı aradığımızda, “Böyle bir şey olamaz, hemen orayı işgal ediyoruz” dediler. Yarım saat sonra sendika yetkilisi Mustafa Şişman geldi. Bize dedi ki, “Arkadaşlar kanunsuz işten çıkarıldınız, belediye bu şekilde işinize son veremez. Biz gerekli görüşmeleri yapana kadar sakın bir basın açıklaması yapmayın, bir yere de imza atmayın.” Biz de “yarın görüşürüz” diyerek oradan ayrıldık. Bu esnada işten çıkan sekiz-dokuz kişi vardı. Ertesi gün Mustafa Şişman’la görüştüğümüzde “Gerekli görüşmeleri yapıyoruz, sakın fevri bir harekette bulunmayın, işlerinizi geri alacaksınız. Eğer işlerinizi geri alamazsanız burayı panayır yerine çeviririz, eylem yaparız, ne gerekiyorsa onu yapacağız, yanınızdayız” dedi. Hak-İş bu şekilde tam 26 gün bizi oyaladı. Düşündük neden böyle yapıyorlar diye. Meğerse bizim bir aylık işe dönüş için dava açma hakkımız varmış. Amaçları o süreyi geçirmekmiş.

Ercan Yılmaz: Hatta işten çıkartılan arkadaşlarımızdan Enver Ayvacı arabulucuya giderken bir mesaj atmıştı Hak-İş Anadolu Yakası Temsilcisi Mustafa Şişman. “Benden haber almadan kesinlikle imza atmayın. Size gereken bilgileri vereceğim” demişti. Bizi 26 gün oyaladı, 26 gün sonra da “annem hasta, dayım hasta, eniştem hasta” dedi. Daha sonra da telefonlarımıza dahi çıkmadı. Biz bunun üzerine basın açıklaması yaptığımızda bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Biz de, “biz basın açıklaması yapmasaydık siz yapacak mıydınız bu açıklamayı?” dedik. Bunu söylediğimiz için kızdılar. Tekrar belediyeye gidip görüşeceklerini söylediler ve “siz beklemeyin, size haber vereceğiz” dediler. O günden beri hâlâ haber veriyorlar. Bizimle o günden sonra bir daha iletişime geçilmedi, yüz yüze de gelinmedi, bir daha da kendilerinden haber alamadık.
O süreyi doldurduktan sonra Hak-İş bize şunu söyledi: “Biz görüşmeleri yaptık, fakat Üsküdar Belediyesi sizi kesinlikle işe almayı düşünmüyor. Siz artık bu saatten sonra işinizi kanuni yollardan arayın.” Ben de dedim ki, “Hani başkan bize söz vermiştin, burayı panayır yerine çevirecek, eylem yapacaktık. Bize bu sözleri verdin, biz de bir şey yapmadık. Şimdi kanuni hakkımız da doldu. 26 gün geçti, araya cumartesi ve pazar da girince zaman kalmadı.” Ben bu şekilde konuşunca Hak-İş de elini bizden çekti. Şu an üç aydan fazladır bekliyoruz.


Üsküdar Belediyesi AKP’li bir belediye. Parti düzeyinde bir girişiminiz, şikâyetiniz oldu mu?

Yılmaz: Evet, oldu. İl başkanlığından randevu istedik, vermedi. Biz de çat kapı gittik. Üç aydan uzun süredir Türkiye geneline yayılan bu sorun için “bilmiyoruz, haberimiz yok” dediler. Sonradan da ağızlarından kaçırdılar, “sizi televizyonda görmüştük” dediler. “Üsküdar Belediyesi bize haksızlık yaptı, işten çıkarttı” dediğimizde, “bir araştıralım, haklı talepleri olabilir” dediler. Üsküdar Belediyesi’nde biz Cumhurbaşkanı’nın belirlediği KHK ile kadrolu statüsünde çalışmaya başladık. Demek ki bu kadro olayı yalanmış, onu öğrendik.

Neden yalan?

Menteş: Çünkü bizi çok basit bir şekilde işten çıkardılar. Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in iki dudağının ucundaymışız.

Aylardır düzenli olarak her salı basın açıklaması yapıyorsunuz. Sesiniz bir yere ulaştı mı, belediye bu açıklamalarınıza yanıt verdi mi?

Menteş: Üsküdar Belediyesi önünde her salı basın açıklaması yaparak sesimizi daha yukarıdaki yetkililere, Cumhurbaşkanı’na kadar duyurmaya çalışıyoruz. Ama üç aydan uzun süredir hiçbir yetkili, hiçbir müdür, belediye başkanı ve daha üst düzey yetkili sesimize kulak vermedi. Bizim bu haksızlığa uğramamıza bir cevap olmadılar. Şu ana kadar Üsküdar Belediyesi 220’nin üzerinde işçi çıkarttı. Hilmi Türkmen beyefendi ilk işten çıkarıldığımız zaman basın açıklamasıyla bir yorum yaptı. Dedi ki, “Bu arkadaşların işten çıkarılma sebebi işi yavaşlatmalarıydı.” Biz de ona “şu âna kadar 150 personel çıkarttınız, bu personelleri çıkarınca iş daha mı hızlandı?” dedik. Bu yalanlamanın üzerine de, “performans yetersizliği var bu arkadaşlarda” dedi. Biz de dedik ki, “Performans yetersizliğimizi siz bilemezsiniz, başımızdaki amir bilir. Amir de çocuğunun üzerine yemin ediyor, böyle bir şeyi organize etmedik diye”.

AKP, MHP ile bir ittifaka girdi. MHP’ye oy veren, çalışan kişilere sözleri vardı. Ne oldu? Seçim kaybedildi, Büyükşehir Belediyesi işten çıkarmalar yaptı, açıkta kaldılar. Onlar da Ümraniye Belediyesi’nden, Beykoz Belediyesi’nden işçileri işten çıkarttılar. Şimdi buralara adam kaydıracaklar.

Murat Baş: Amirlere sorduğumuzda “kesinlikle bizimle alâkası yok” dediler. Şahsi olarak benim işten çıkarılmamdaki en büyük etken Park ve Bahçeler Müdürü Hacer Yılmaz’dır. Beni işten çıkartan o. Sivri dilliymişim. Haksızlık varsa ben susmam! Bu yüzden de göze battım. Ben beş tane parkın bakımını yapıyordum. Her gün de saat 13’ten sonra müteahhidin işlerini yapıyordum. Müteahhidin işlerini yaptırdılar bize. Biz de “eyvallah” çektik. Bize dediler ki, “İş bu, para da bu. Çalışmayana kapı aşağıda”. Ben sonra buna itiraz ettim, “Hacer hanım, burası senin babanın çiftliği mi?” dedim. Beni işten çıkarttılar. Oysa bir tane tutanağım dahi yok. Yedi buçuk senedir adam iyiydi, ama ne olduysa yedi buçuk sene sonra “performansı düştü”.

Menteş: Bizim çıkarılmamız tamamen keyfi şekilde, performanstan değil de arkamızdaki referanslarımızın düşük olmasından kaynaklı. Biz böyle düşünüyoruz. Haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz ve basın açıklamalarıyla sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.

İşten çıkartıldığınızda tazminatlarınızı alabildiniz mi?

Menteş: Evet, aldık, ama verdikleri tazminatı almaya mecbur bırakıldık. Arabulucuya yönlendirdiler, kendi arabulucularıydı. Verdikleri ücreti almaya mecburduk, çünkü geçinme derdimiz vardı. Fakat biz işimizi geri istiyoruz. Tazminatları geri verelim, ama işimizi geri alalım. İstediğimiz bu.

Yılmaz: Belediyenin Temizlik İşleri biriminde çalışırken, mesai saati içerisinde, bir telefonla iş akdim feshedildiğinde, “Kent A.Ş.’ye gelin, şirket yöneticileri size bilgi verecek” dediler. Gittiğimizde kıdem ve ihbar tazminatlarımızı hazırlamışlardı bile. “Sizinle çalışmak istemiyoruz artık, tazminatlarınızı alın ve gidin” dediler. Bir şey daha eklemek gerekiyor: Ekmeğimiz elimizden alınınca Büyükşehir Belediyesi’ne gittik, Büyükşehir’de işten çıkartılan arkadaşlara destek olmak için. Oraya gittiğimizde, oradaki arkadaşlar büyük ihtimal Hak-İş ya da birileri tarafından örgütlenmiş, bizi kesinlikle yanlarına almadılar. Biz Ataşehir’e, Maltepe’ye gittik, oralardaki işçiler bizi kucakladılar. Bir kardeşlik köprüsü kurduk. “Sağcıymış solcuymuş, işçinin ayrımı olmaz, işçi birdir, kardeştir” şeklinde karşılandık buralarda. Ama Büyükşehir’de maalesef hüsrana uğradık. Aklımıza şu geldi: Acaba Büyükşehir’den çıkartılanları Üsküdar Belediyesi’ne mi alacaklardı? Büyük bir ihtimal böyle bir şey var. Eğer biz bu oyunu bozarsak başaramayacaklar. Ama orada bir plan, proje olduğunu kesinlikle biliyoruz. Çünkü oradaki insanların bizlere karşı tavrı, “Arkadaşlar bizler anlaştık, siz bizim işimizi bozabilirsiniz, biz sizi yanımıza almayız, siz buraya provokatörlük yapmaya gelmişsiniz” şeklindeydi. Biz derdimizi anlatıyoruz yahu! Biz niye geldik, bir kardeşlik, gönül köprüsü kurmaya geldik. Size destek olmaya, sizden destek almaya geldik. Lakin kesinlikle böyle bir şey olmadı.

Hak-İş Üsküdar Belediyesi’nde sendika temsilcileri, yöneticiler seçmiş, ama bizim hiç haberimiz yok. Ya bu nasıl iştir? Benim hakkımı savunacak sendika temsilcisi şirketin insan kaynakları müdürü olmuş, üzerine bir de beni işten çıkartıyor.

“Proje” dediğiniz şeyi biraz daha açar mısınız?

Yılmaz: Üstü kapalı bir proje yönetiliyor, ama bunu tabii ki tam olarak bilmiyoruz. Seçim bittikten sonra, yani İstanbul seçimlerinin tekrarından sonra İstanbul’da yapılacak operasyonun altyapısını Üsküdar’da hazırladılar, bizler bunun kurbanı olduk. Fazla detaya giremiyorum, çünkü net bilgim, belgem yok. Ama görüyoruz ki bizler Üsküdar’da sadece ve sadece siyaset uğruna harcanan fakir fukarayız.

Baş: AKP, MHP ile bir ittifaka girdi. MHP’ye oy veren, çalışan kişilere sözleri vardı. Ne oldu? Seçim kaybedildi, Büyükşehir Belediyesi işten çıkarmalar yaptı, açıkta kaldılar. Onlar da ne yaptılar, Ümraniye Belediyesi’nden, Beykoz Belediyesi’nden işçileri işten çıkarttılar. Bunların yerine adam kaydıracaklar… Biz seçim döneminde tüm departmanlarda çalıştırıldık; çay da dağıttık, çorba da dağıttık, her şey yaptık. Belediyede çalıştığımız için bize parti kanalıyla görev verildi, yaptık. Ama bunları yaptığımız halde, parti ile hiç alâkası olmayan adamlar şu anda aktif çalışıyor. Biz kapı dışarı edildik.

Dediğinize göre, belediyede 220’nin üzerinde işten çıkarma var. Bu eylem alanına yansıyor mu, basın açıklamalarında kaç kişi oluyorsunuz, diğer işten atılanlar ya da belediyedeki eski mesai arkadaşlarınız size destek veriyor mu?

Baş: Biz işten çıkartılan arkadaşları bir araya getiremiyoruz. Çünkü bizi beş kişi, on kişi ayrı ayrı günlerde işten çıkardılar. İşten çıkarmalar üç aydır sürüyor. Biz basın açıklaması yapmaya başladığımız anda bu işten çıkarmalar yavaşladı. Eylemlere de gelinmiyor, en fazla 14 kişi geliyor.

Yılmaz: Üsküdar Belediyesi’nde çalışanlar muhafazakâr. Çevrelerinden çekiniyorlar. Bazılarının çöpte çalıştığını aileleri bilse dahi akrabaları bilmiyor, onlardan çekiniyorlar. Bazılarının emekliliği gelmiş, “Benim için iyi oldu, bir sene önce emekli oldum” diyor. Bazısının ise tazminatı yatırılmadı. Tazminatların hepsi yatırılmadı, bölüm bölüm anlaşıldı. Ocakta, martta ve belki daha ileri tarihlerde tazminatlar yatırılacak. Bu korkudan dolayı da kimseyi eylem alanına getiremiyoruz.


Sendikalara bir çağrınız var mı?

Yılmaz: Bütün sendikalara çağrımızdır: Sendikacılık nasıl olur, sendikacılar gelsin, Üsküdar meydanında anlatsın. Biz buradaki sendikacılığı anlatıyoruz: Biz Hak-İş’e üyeydik, Hak-İş Üsküdar Belediyesi’nde sendika temsilcileri, yöneticiler seçmiş, ama bizim hiç haberimiz yok. Yönetici, şirketin insan kaynakları müdürü, amirler, memurlar… İşçiyle alâkaları yok. Amirler sendika temsilcisi olmuş, Hak-İş Üsküdar Belediyesi’nde sendika temsilcileri yöneticiler seçmiş, ama bizim hiç haberimiz yok. Ya bu nasıl iştir? Benim hakkımı savunacak sendika temsilcisi şirketin insan kaynakları müdürü olmuş, üzerine bir de beni işten çıkartıyor.

Aylardır işsizsiniz, aileleriniz bundan nasıl etkileniyor?

Baş: Eve moralim bozuk gidiyorum. Çıkarıldığım zaman söyleyemedim zaten işten çıkarıldığımı. Ağzımızdan kaçırdık sonra, çocuk ağlamaya başladı. “Baba ben nasıl gideceğim okula, ben şunu istiyorum, bunu istiyorum” dedi. Bizim ekmeğimizi elimizden alanlar huzur bulamaz inşallah.

Yılmaz: Üç çocuğum var. Çok etkilendiler bu durumdan. Kızım ağladı. O anlar geliyor aklıma, ben de şu an ağlamaklı oluyorum. Eyüp (Menteş) çocuğunun doğduğu gün işten atıldı. Benim de işten atıldığım gün yeğenim doğmuştu, sevinemedim. Allah bunları onların yanına bırakmasın. Fazlasıyla fitil fitil burunlarından getirsin. Elimizden hukuksuzca alınan işimizi geri istiyoruz.

Aylardır evimize kuruş götüremiyoruz. Çoluk çocuğumuz perişan. Biz ne yapacağız? Bu saatten sonra ne iş yapacağız? İş yapsak bile alacağımız asgari ücret. Alacağımız 2000 lira, 1500’ü kira, gerisiyle nasıl geçineceğiz? Bana resmen “hırsızlık yap, yolsuzluk yap, siyanür iç, intihar et” diyorlar.

Baş: Eyüp tam bir hafta boyunca evden çıktı, işe gidiyormuş gibi yaptı. Ailesine söyleyemedi. Eşi yeni doğum yapmış. Bir hafta boyunca işe gidiyorum diye evden çıkıp sokaklarda gezdi. Neden? Kim verecek bunun hesabını? Böyle bir adalet var mı yahu?

Yılmaz: Bunlar yarın bir gün uçaklarına binip giderler, ama biz kalıcıyız. Gidecek hiçbir yerimiz yok, çünkü paramız yok.

Menteş: Aylardır işsiziz. Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Sadece işsizlik maaşı alıyoruz, o da 1500 lira gibi bir rakam. Bu rakamla evimizi geçindiremiyoruz. Artık kararı Türkiye halkına, vatandaşlara bırakıyoruz. Bizi işten çıkartanları da Allah’a havale ediyoruz.

Baş: Biz ekmeğimizi istiyoruz, işimizi istiyoruz, adalet istiyoruz.

Yılmaz: Ülkeyi yöneten bütün yöneticilere sesleniyoruz. 550 milletvekili yetmiyordu, 600 yaptı, bir tanesi bizi duymadı, görmedi. Cumhurbaşkanı’na seslendik, duymadı. Kemal Kılıçdaroğlu’na seslendik, duymadı. Bizlerin nereye gitmesi lâzım? Ekmeğimiz haksız hukuksuz yere, zalimce gasp edilirken kime gitmemiz lâzım, kimden destek almamız lâzım? Ülkeyi yönetenler Üsküdar’daki işçi kıyımını görmüyor. Biz bu saatten sonra halktan, milletten destek istiyoruz. Belediyeye ama telefonla, ama mesajla, ama Facebook ya da Twitter’la baskı uygulanmasını istiyoruz. Gidip sorsunlar: “Kardeşim bu insanları neden işten çıkardınız?” Bugün bizlere oldu, yarın onlara, onların çocuklarına olacak. Bizler bir olmazsak, beraber olmazsak, bugün bizleri atanlar yarın başkalarının çocuklarını atacak. Bizim seçtiklerimiz bizi işten çıkarıyor. Bunları biz başımıza patron olarak getirmedik. Hatırlanırsa Cumhurbaşkanı, “Sizler ülkenin asillerisiniz, bizler sizin hizmetçiniziz” diyordu. Bu ülkenin “asillerini” maalesef aylardır duymuyorlar, duymak istemiyorlar. Çünkü bir planları, projeleri var. O projenin bozulmaması için bizleri yakmaya, harcamaya çalışıyorlar. Bizler hakkımızı istiyoruz, çalınan emeğimizin geri verilmesini istiyoruz. Buradan yönetimde söz sahibi olan insanlara sesleniyoruz: Allah rızası için kalkın, Üsküdar’daki bu kıyımı görün. Ataşehir’de, İzmir’de, Aliağa’da, ülkenin neresinde olursa olsun, bu gariban, fakir fukara nereden iş bulacak? Nerede çalışacak? Kendileri için bir gece içerisinde maaşlarına zam yapan Meclis bu işçileri, bu yanlışları görmüyor. Bizim kimsemiz yok. Ankara’da dayımız yok, arkamızda bakanlar yok, vekiller yok, iş adamları yok. Biz önce Allah’a, sonra da millete güveniyor, inanıyoruz. Tek isteğimiz ekmeğimiz. Aylardır evimize kuruş götüremiyoruz. Çoluk çocuğumuz perişan. Biz ne yapacağız? Bu saatten sonra ne iş yapacağız? İş yapsak bile alacağımız asgari ücret. Alacağımız 2000 lira, bunun 1500’ü kira, gerisiyle nasıl geçineceğiz? Kendileri 80 bin liraya kadar maaş alırken, insanlara 2000 lirayı reva görüyorlar. Bununla aile geçindireceğim, kira ödeyeceğim… Bana resmen “hırsızlık yap, yolsuzluk yap, siyanür iç, intihar et” diyorlar.

^