PANDEMİNİN YÜKÜNÜ SIRTLAYAN MOTOKURYELER ANLATIYOR

Söyleşi: Halil Burak Öz
20 Ocak 2021
SATIRBAŞLARI

Motokuryeler pandeminin yükünü en çok çeken emekçilerin başında geliyor. Fırsattan istifade daha da ağır sömürülüyor, birbirileriyle acımasız rekabete sürükleniyor, günde 14 saat çalıştırılıyorlar. Adana Motosikletli Kuryeler Derneği’nin açıklamasına göre, pandeminin ilk on ayında 160 kurye iş kazasında hayatını kaybetti. Yaşar Kemal’in “yaşamadığını yazamazsın” sözünü kılavuz belleyerek motokuryeliği iş edindik ve arkadaşlarımızın dertlerine ortak olduk. Şirketlerin dayattığı sözleşmelerde medyaya konuşma yasağı getirildiği için sorunlarını, gözlemlerini, önerilerini aktardığımız kuryelerin isimlerine yer veremiyor, sözlerine kulak veriyoruz…

Bu mesleğe başlamanız nasıl oldu, öncesinde ne yapıyordunuz?

Mor: Karabük’te doğdum, küçükken İstanbul’a göç ettik. İlkokulu Gaziosmanpaşa’da, liseyi Sarıyer’de tamamladım. 23 yaşındayım. Sakarya Üniversitesi’nde iki yıllık bir bölümde okuyordum, fakat maddi sorunlardan bırakmak zorunda kaldım. Bu ülkede meslek lisesinden mezun olup iki yıllık üniversiteyle bir yere gelinemiyor. Önce komi olarak çalıştım. Zaten 16 yaşımdan beri tatillerde ehliyetsiz motokuryelik yapıyordum. Sonra tam zamanlı işim haline geldi.

Mavi: 1983 Amasya Suluova doğumluyum. Evliyim, bir çocuğum var.

Pembe: Gaziantep’te doğup büyüdüm. Maddi sorunlar nedeniyle İngilizce İşletme bölümünden terkim. 31 yaşındayım. 10 yıldır İstanbul’da tek başıma yaşıyorum. Babam sizlere ömür. Memleketteki anneme ve küçük kardeşime buradan kazandığımla ben bakıyorum.

Yeşil: Doğma büyüme İstanbulluyuz. İstanbul Üniversitesi Turizm mezunuyum. 31 yaşındayım. Asıl işim turizm. Şirketim battığı için kuryeliğe başladım.

Kuryeliği nasıl seçtiniz?

Bir yıl öncesine kadar hobi için motor kullanıyordum. Normalde turizm rehberliği yapıyorum. İngilizce, Arapça biliyorum. Pandemi yasaklarıyla şirketimiz batınca geçim derdine düştük. Maddi sıkıntıdan bu işe başladım.

Mor: 16 yaşındaydım. Para yok, iş yok. İki yaş büyük bir arkadaş kuryelik yapıyordu. Ona özeniyordum. “Motorla geziyorsun, üstüne para alıyorsun, bana da ayarla” dedim. Bir gün arkadaşımla oturuyoruz. Telefonla arayıp yakınlardaki tostçu dükkânına kurye arandığını söylediler. Hemen “tamam” dedim. O zamana kadar taş çatlasa beş kere motor sürmüşümdür. Tostçu dükkânına gidip sahibiyle konuştuk. Ne dediyse, mecbur, kabul ettim. Hem motoru sürmeyi hem de yolları öğrenirim diye düşündüm. Sabah 10’dan sabaha karşı 4’e kadar çalışmaya başladım. Hem dükkâna bakıyordum hem de siparişleri götürüyordum. Ne sigortam vardı ne de doğru dürüst ücret alıyordum.

Mavi: Ben 12 yaşımda, amcamın hediye ettiği mobiletle başladım.

Pembe: İsmi lâzım değil, bir marketin müdürüydüm. Çok dayatma vardı, çok yoruluyorduk. Üstlerimiz hep memnuniyetsizdi. Hep bir kusur buluyorlardı. Bir teşekkürü çok görürlerdi. Market hayatım dört seneyi geçer, ama geriye bakıyorsun, kocaman bir hiç. İnsanlara hizmet veriyorsun, güler yüz gösteriyor, taze ürünler sunuyorsun. Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışıyorsun, ama kimse hakkını vermiyor. Zaten memlekette motor yaygındır. Sevdamız küçüklükten geliyor. İyi mi kötü mü yaptık bilmiyorum, ama motor kullanmaktan ve güler yüzle hizmet sunmaktan memnunum.

Paket savaşları” denen kavramı bu işte öğrendim. Kim ne kadar paket atarsa o kadar prim alıyor. Bu insanı ister istemez riske sokuyor. Hız yapması, kurallara uymaması, kaldırımları kullanması gerekiyor. Bu da diğer insanları ve kendisini tehlikeye atıyor.

İşinizi nasıl tarif edersiniz?  

Pembe: Telefon, motor veriyorlar; damacanadan tutun, markette satılan her şeyi taşıyoruz. Kapıya hizmet veriyoruz.
Mor: Zor iş. Kışın yapılacak iş değil. Çoğu kişi mecburiyetten yapıyor. Öyle delice kullanmayız motoru, “gün bitsin de eve gidelim” diye bazen tehlikeli kullanmak zorunda kalıyoruz. Geç giden paket olduğunda patronun çenesi çekilmiyor.

Yeşil: Mesailerle beraber günde 12 saat çalışıyorum.

Sizce kuryeliğin püf noktaları neler?

Mor: İstediğin kadar yaşın büyük olsun, eğitimli, bilgili ol, fark etmez. Bu işte tecrübe önemli. Zamanla, bazı şeyleri tecrübe ederek kendi kendini eğitmen gerekiyor.

Mavi: Bana göre işimizin püf noktası güdülmeyi iyi bilmek, her koşulda görev adamı olmak. Bu işi yapmak için dakik olmak, engel tanımayan bir azim, sabır ve tabii ki cesaret sahibi olmak gerekiyor.

Yeşil: Navigasyon kullanmayı iyi bilmek önemli. Motoru kurallara uygun kullanmak da.

Pembe: Önce kendine ve işine saygın olacak. Trafik kurallarına uyacaksın. Hız sınırı için bir şey demiyorum. Yeri geliyor biz de basıyoruz. Bazen müşteri zorluyor, ama önce can güvenliğini koruyacaksın. Mal mülk gelir geçer, yenisi gelir, canın gelmez. Kendini karşıdaki sürücünün yerine koyacaksın. Bir de ekipmanın sağlam olacak.

Ekipmanı tam veriyorlar mı?

Pembe: Veren de var vermeyen de. Özel lokantalar vermiyor. Büyük şirketler kaskını, montunu veriyor. Takım elbiseyle çalışan dahi gördüm… (gülüyor)

Bu işte başarılı olmak için ne gerekiyor?

Mor: Öncelikle güler yüz. Çünkü çalıştığınız yeri temsil ediyorsunuz. Pratik ve iş bitiren biri olmalısınız. Tabii başarı göreceli. Bazı patron sadece hıza önem veriyor.

Pembe: Sebat çok önemli. İşyeriyle anlaşabiliyorsan ne mutlu. Motorcuların geneli çalıştığı yerle anlaşamaz. Çünkü motorcu yemek yiyecektir, ama paket vardır. Patron, müşteri sıkıştırır. Motorcu hep ikilemde kalır.

Yeşil: Çok paket atıp çok kazanmak insanı riske sokuyor. “Paket savaşları” dedikleri kavramı işte öğrendim. Kim ne kadar paket atarsa o kadar prim alıyor. Bu insanı ister istemez riske sokuyor. Hız yapması, kurallara uymaması, kaldırımları kullanması gerekiyor. Bu da diğer insanları ve kendisini tehlikeye atıyor.

İşinizin kolay ve zor yanları neler?

Mor: Zamanının büyük kısmını motor üstünde geçiyorsun. Kolaylık belki işe gidip gelmede taşıt sorununun ortadan kalkması olabilir. Ayrıca, güzel arkadaşlıklar, güzel bir ortam… Ama müşteri zor. Geç gitseniz acımasızca yorumunu döşer. “Selam, iyi günler” dersiniz, susar, cevap vermez. Patronu zor. Robot gibi olmanız bekleniyor. İçeride masa sil, dışarıda paket at. Kışı zor, trafiği zor. Bazı sürücüler üstümüze sürüyor. Aile, arkadaş hayatı zor, çünkü günde 14 saat çalışınca hiçbir şeye zaman ayıramıyorsunuz.

Her işin zorluğu var, ama motokuryelik bambaşka bir meslek. Kaporta sensin. Reflekslerinin çok iyi olması lâzım. Yağmuru, çamuru, kışı, soğuğu her koşulla mücadele ediyorsun. Kışın “yaz olsa da soğuktan kurtulsak” diyorsun, ama yazın da sıcağı, tozu, pisliği var.

Mavi: Dışarıda daha özgür bir ortamda çalışmak güzel. Her işin zorluğu var, ama motokuryelik bambaşka bir meslek. Kaporta sensin. Reflekslerinin çok iyi olması lâzım. Yağmuru, çamuru, kışı, soğuğu her koşulla mücadele ediyorsun. Kışın “yaz olsa da soğuktan kurtulsak” diyorsun, ama yazın da sıcağı, tozu, pisliği var. 

Pembe: Temiz hava alabiliyorsun. Özgürlüğü hissediyorsun. Motora binince şöyle bir içim ferahlıyor. Moralim bozuk olduğunda, motora binince neşem yerine geliyor. Neşem yerindeyse motorda daha da neşeleniyorum. Bilmediğin semtleri, sokakları keşfediyorsun. Eksi yanı ise kazalar, müşteri memnuniyetsizliği. Ayağa hizmet götürüyorsun, ama ya çat kapı yüzüne kapanıyor ya biri kaşları çatık kuru teşekkür ediyor. Affedersin, sana çöp gibi davranıyor, “bunu buraya niye koydun” der gibi azarlıyor.

Yeşil: Suistimal etmezsen trafikte de imtiyazların var. Ama suistimal çok. Yetersiz ekipman da bir mesele. Kask, mont genelde veriliyor, ama koruyucu pantolon, motosikletlilere uygun ayakkabı verilmiyor. Yeni yeni biraz düzeliyor.

Pandemi çalışma şartlarını nasıl etkiledi?

Mor: Millet evinde, biz sabah 10 gece 24 dışarıda. Bu ne biçim ayrımcılık! Parası olmayana önlem yok. “Ölürseniz ölün” diyorlar resmen.

Mavi: Kendi imkânlarımızla önlem almak zorunda kalıyoruz. Sokağa çıkma yasağı olan günlerde de çalıştırıyorlar.

Pembe: Bütün Türkiye “evde kal, evde kal” diye bağırıyor. Demesi kolay. Yardım yok. Çalışmazsan ekmek parası yok. Maskemizi takıyoruz, el hijyenimize dikkat ediyoruz, ama sürekli insanlarla iç içeyiz. Risk altındayız. Sağlıkçılar baş tacı, ama motorcuları geri plana attılar. Oysa insanların ilaçlarını, gıdalarını ulaştırmak için savaş veriyoruz.

Yeşil: İnsanlar artık alışverişi internetten yapıyor ve hizmetleri ayağına bekliyor. Omuzlarımıza çok fazla yük biniyor. Bütün sistem artık kuryeler üzerinden dönüyor. Bu da daha fazla iş demek.

İnternetten alışverişin artmasının sizin için olumlu yanları da oldu mu?

Mavi: İstihdam arttı, ama bize tersine, zararı oldu. Neden? Özbeklere, Türkmenlere, çalışma izni olmayanlara iş imkânı sağlandı. Fırsattan istifade, cüzi maaşlarla göçmenleri çalıştırıyorlar.

Pembe: Pandemiden önce memlekette zor günler olsa da en azından bir canlılık, para akışı vardı. Motorculara iş olanağı daha çoktu. Çalıştığımız yerde paramız kalmıyordu. Ücretimizi eksik vermiyorlardı. Şimdi bir işe giriyorsun, adam pandemiye dayanamıyor, kapatıyor. Kalıcı iş bulmak için oradan oraya saldırıyorsun. Bedenen ruhen yıpranıyorsun. Büyük şirketlerden de işçisine iyi para vereni yok.

Yeşil: Kuryelerin yüzde 90’ı bu işi mesleği olarak görmüyor. Yani gerçekten “ben kuryeyim” diyen çok az insan tanıyorum.

İşin en zorunuza giden yanları neler?

Mor: Adam kayırma ve insan gibi davranılmaması.

Yeşil: Son anda mesai eklenmesi, mesain bitmek üzereyken paket gelmesi, iş yoğunluğundan yemeğe çıkamamak.

Pembe: İnsan yerine koymuyorlar kuryeleri. Müesseseye para kazandırıyorsun, adam seni tınmıyor. Ücretinden kesmek için elinden geleni yapıyor. Trafikte taksicisi, minibüs şoförü, İETT araçları hesaba katmıyor, önüne kırıyor. Sen iki tekersin, onlar dört teker. Sana bir şey olduğunda kaporta sensin, canına gelecek. Onlarsa boyacıya, kaportacıya gidecek. İnsanlar acımasız, merhametsiz. Hem önüne kırıyor hem de camdan elini çıkarıyor, küfür ediyor. Müşteriye gidiyorsun. Yemeği zamanında götürüyorsun. Elliyor dürümü, bakıyor sıcak, tak kapıyı yüzüne kapatıyor. Bahşişi geçtim, bari bir sıcak yüz göster.

Mavi: Canla başla çalışıyoruz, ama en ufak durumda dışlanıyoruz, adam yerine konmuyouz. Pizza Hut‘ta 12 saat mesai içinde beş dakika çay molası verdim diye işimi bırakmak zorunda kaldım. Beş dakikanın hesabını soruyorlar. Normalde bir saat olması gerekirken yarım saat mola veriyorlar. Tolerans sıfır. Üstelik, yemek olarak pizza harici hiçbir şey verilmiyordu.

Müşteriye gidiyorsun. Yemeği zamanında götürüyorsun. Elliyor dürümü, bakıyor sıcak, tak kapıyı yüzüne kapatıyor. Bahşişi geçtim, bari bir sıcak yüz göster. Ayağa hizmet götürüyorsun, ama sana çöp gibi davranılıyor.

Siz bu işi meslek olarak görüyor musunuz? Buradan emekli olur musunuz?

Mor: Meslek değil, amelelik.

Yeşil: Emekli olmak açıkçası zor. Sürekli bir sirkülasyon var. Yaşlanan da görmedim bu işte.

Pembe: 60 yaşında da 18 yaşında da kuryelik yapan arkadaşım var. Ama emekli olan görmedim. Kasaplık, marketçilik, polislik gibi bir meslek kuryelik de. Her tür insanla uğraşıyoruz. Bu da aslında bir zanaat.

Mavi: Bence yüzde bir milyon bir meslek. Yıllar önce birkaç arkadaşla kafa kafaya verdik, “bu işi daha iyi bir seviyeye nasıl taşıyabiliriz? Kuryelik neden ağır meslek sınıfına girmiyor?” gibi sorularla sendika kurmaya karar verdik. Nihayetinde 2016’da Motorlu Kurye İşçileri Sendikası’nı (Moto-Kur-Sen) kurduk. Birçok mağdur arkadaşımızın haklarını avukatımız aracıyla söke söke aldık. Motokuryeliğin meslek statüsüne girmesi için çok çabalıyoruz. Bakanlıklara, resmi dairelere başvuruyoruz. Umarım bu emeklerin bir gün karşılığını alırız. Sendika çalışmasında da arkanda bir desteğinin, dayanağının olması lâzım. İmkânla ilgili bir şey. Birikimimiz yok. Sendikada gelir elde edemiyorsun. Devlet çok zorlaştırmış. İnsanlar zaten zar zor geçiniyor, aidat toplayamıyorsun. Çoğalalım, sendikayı ileri seviyelere taşıyalım istedik. Beş bin kadar üyeyi bulduk bir ara. Ama yeterince tanıtamadık. Ben hâlâ sendikanın yönetimindeyim. Yerimiz Taksim’de. E-Devlet’ten üye olmak kolay. İnanıyorum güzel şeyler olacak. Planlarımız arasında fuarlar yapmak, kurye arkadaşlarımıza İstanbul’un belli noktalarında iş aralarında, soğukta çay, çorba içebilecekleri, yağmurdan korunabilecekleri yerler sağlamak vardı. Başaramadık. Ama hâlâ umut var. İlk zamanlar çok tepki aldık: “Sendika nedir? Bizi işimizden mi edeceksin. Üye olmayız. Neden aidat vereyim ki? Bana ne faydası olacak…” Toplantılarla amacımızı anlattık, zamanla daha sıcak bakmaya başladılar.

Diğer sendika ve dernekler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Pembe: Aile şirketi gibiler. Sendika kendi yöneticileri dışında başkalarını doğru dürüst korumaz. Derneklerde de herkes birbirinin arkasını tutar. Garibanı, işçiyi, çalışanı, yoksulu, sokakta yaşayanı, karton toplayanı kim koruyacak?

Mavi: Bilinçli bir insan için tabii ki haklarının aranması, savunulması, daha iyi şartlarda, özgürce yaşaması çok önemli. Sendikalar, dernekler iyi şeyler aslında.

Mor: Ben onların da kendi çıkarları için çalıştıklarını düşünüyorum.

Pembe: Derneğe üye oldun mesela, çevremde görüyorum. Akşam toplantı var, “gel”. Belki adamın işi var. Neden emri vaki yapıyorsun? Siyasi partiye üye oluyorsun, seçim sonrası unutuluyorsun. Geri gelmeyen tek şey zaman. Zamanını insanoğlu başka insanların uğruna harcamayacak. Bu yaşıma kadar hiçbir sendikaya, siyasi partiye, derneğe üye olmadım. Kendi başıma kendi kurumumun üyesiyim.

Mavi: Sendika üyeliğimin bana hiçbir artısı olmadı. Bilakis çok yıprandım. Ama insan severek yapmalı işini. Sendikanın bir yerlere gelmesi için çok mücadele verdik. Tek temennim amaçlarımızı gerçekleştirmek.

İleride kalıcı bir iş bulup emekli olabileceğinizi, yaşlılığınızı güvende geçirebileceğinizi düşünüyor musunuz?

Pembe: Bu ülke şartlarında düşünmüyorum.

Mavi: Kesinlikle düşünmüyorum. Özellikle kuryelikte.

Yeşil: Mesleğimi, turizm rehberliğini pandemiden sonra yapabileceğim için rahat bir yaşam süreceğime inanıyorum.

Mor: Hayal ediyorum. Yedi yıldır motor üstündeyim. İnanılmaz bunaldım, anlatamam. O yüzden hayal kurmak her zaman iyi geliyor. Motor üstünde teksin, kafayı yememen gerekiyor.

Sosyal medyayla aranız nasıl?

Mavi: Genelde işle ilgili WhatsApp’ı kulanıyorum. Halk TV ve Fox’u takip ediyorum.

Mor: Kuryelik yaparken kendinize ait pek vaktiniz olmuyor. Günde 13-14 saat çalışıyoruz. Telefondan müzik dinlemek dışında, öyle sosyal medyayla iç içe değilim. En çok Youtube ve Instagram kullanıyorum.

Yeşil: Ben gündemin nabzını Twitter‘dan takip ediyorum, telefonumda briefing adlı haber uygulaması da var. Instagram‘a da bakıyorum. Bir de Google Maps tabii… (gülüyor)

Pembe: Facebook ve Instagram’dan bizim memleketin sayfalarını takip ediyorum. Memleket özlemi çektiğimizde tanıdıklar fotoğraf paylaşıyor, sanki oradaymış gibi hissediyoruz. Ölüm haberlerini alıyoruz. Tanıdıkları hatırlıyoruz. En azından uzaktan bir başsağlığı dileyebiliyoruz. Gündemi takip etmek için gazeteoku sayfasına ve Mynet’e giriyorum. Param yok ama, borsayı takip ediyorum. Dolar, altın ne olmuş bakıyorum. (gülüyor)

Trafikte taksicisi, minibüs şoförü, İETT araçları bizi hesaba katmıyor, önüne kırıyor. Sen iki tekersin, onlar dört teker. Sana bir şey olduğunda kaporta sensin, canına gelecek. Onlarsa boyacıya, kaportacıya gidecek.

Geleceğe ilişkin planlarınız var mı?

Pembe: Senelerdir bir eş bulup aile kurmanın hayalini kuruyorum. Çoğu insan düzenli bir iş, ev, araba, birikmiş para ister, ama ülke şartlarında bunu yapmak mümkün değil. Günlük kazanıp günlük yiyoruz. Çoğumuz “bugün karnımız doysun, yarın Allah kerim” diyoruz. Zenginler ne yapıyor? Sosyal medyada yediklerini, içtiklerini paylaşıyor. Bizim insanımız böyle değildi. Gün geçtikçe insanlarımız merhametsizleşiyor.
Mor: Sadece sakin bir hayat yaşamak, küçük bir işyeri sahibi olmak, çocuklarımın küçük yaşta çalışmak zorunda kalmamasını sağlamak istiyorum.
Yeşil: Hayal kurmuyorum artık. Şu anki tek hedefim ekonomik özgürlüğümü devam ettirebilmek.

Mavi: Bir evim olmasını isterdim. Allah nasip ederse emeklilik de. Hesaplamalarıma göre, 57 yaşında emekli olacağım. 37 yaşındayım. Yarıdan fazlası geçti.

Türkiye on yıl sonra nasıl bir ülke olur?

Mor: Aslında bu soruyu şöyle sormak lâzım: Türkiye 10 yıl önce nasıldı? Çünkü zaman geçtikçe ilerleyeceğine gerileyen bir ülkeyiz biz.

Yeşil: Birileri “2020’de uzaya çıkacağız” diyordu. Oysa sokağa bile çıkamıyoruz.

Mavi: Bu iktidar olduğu sürece işler daha kötüye gidecek.

Pembe: Eskilerin lafıyla “gün günden kötü geliyor.” Hakikaten gümbür gümbür kötüleşiyor. Karamsar, içine kapanık insan değilim, ama son iki sene çok yıprandık. Üstümüzden tır geçmiş gibi hissediyoruz.

Buranın daha güzel, daha yaşanabilir bir yer olması için sizce ne yapılmalı?

Mor: Eşit bir hayat için eşit eğitim şart. Yobazlaşmış insanların eğitim kurumlarından atılması lâzım. Sarıldığın kadına kötü gözle bakılıyorsa toplumda, bu bir sorundur.

Mavi: Oğluma Atatürk’ü anlatıyorum. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi bilmesini istiyorum. Dürüst, saygın birisi olması için çalışıyorum.

Pembe: Önce istihdam. Biz seviyoruz ama, mecburiyetten kuryelik yapan öğretmen, makine mühendisi arkadaşlar var. Adam emekli, 65 yaşında, beş torunu var, kuryelik yapıyor. İstihdam sağlanmadığı sürece bu halk kötü yola da düşer. Hırsızlığın artmasının, arkadaşın arkadaşı dolandırmasının sebebi bu.

Yeşil: Herkes agresif bir halde. Bunu en çok biz gözlemliyoruz. Daha geçenlerde bir kurye öldürüldü. Bir yere gittiğimde, korkuyorum, acaba ürün yanlış mı, bana saldırırlar mı diye. Herkes dolu çünkü. Bir kere bir şoför takip mesafesine bakmadan üzerime kırdı. Çok şükür sakat kalmadım, bir hafta yattım, iyileştim.

Mavi: İnsan haklarına önem verilmeli. Kendini özgürce ifade edemiyorsun. Her şey yasak. Sadece it gibi çalış, vergi ver.

Pembe: Herkes durumu kabullenmiş. Türkiye için şunu diyebilirim: Ölmüş de Azrail canını almayı unutmuş. 

 

NAKLİYAT-İŞ BÜNYESİNDE SENDİKAL ÖRGÜTLENME KAMPANYASI

BanaBiSendika lütfen

Kuryelerin çalışma şartlarını iyileştirmek ve güvenceye kavuşmak için bugüne kadarki örgütlenme girişimleri ne yazık ki kalıcı olamadı. Son dönemde, pandemi şartlarında, DİSK’e bağlı Nakliyat-İş BanaBiSendika sloganıyla kurye örgütlenmesine hız verdi. Kampanyayı Nakliyat-İş örgütlenme sorumlusu Mehrali Yücedağ’dan dinliyoruz.  
Mehrali Yücedağ (Kasketli)

Motokuryelerin örgütlenmesi çalışmalarına ne zaman başladınız?

Mehrali Yücedağ: Pandemi sürecinde online satışların artmasıyla motokuryelerin de iş yükü çok arttı. Nakliyat-İş olarak Türkiye genelinde kargo, lojistik, online satış, paketlemeyle ilgili iş yerlerinde bir aydır binlerce bildiri dağıttık, sendikalaşma çağrısı yaptık. Bildirilerimizi dağıtmaya devam edeceğiz. Taşımacılık iş kolundaki tüm işyerlerinde örgütlenmeyi sürdürüyoruz. Aslında motokuryelerin örgütlenmesine yönelik çabalarımız yıllardır sürüyor. Hedefimiz sadece motokuryeler de değil. Kuryelerin çalıştığı firmalardaki depocuları da örgütlüyoruz.

Türkiye’de İşkolları Yönetmeliği’ne göre 20 iş kolu var. Motokuryeler taşımacılık, gıda, büro gibi farklı işkollarına bölünmüş durumda. Taşımacılık işkolundaki motokuryeleri Nakliyat-İş’e üye yapıyor, diğerlerini ait oldukları işkolundaki sendikalara yönlendiriyoruz.

Bu arada motokuryelerin mesleki örgütleri, dernekleri var. Bu da olumlu bir şey. Motorcu derneklerinin bazıları sendikalaşmayı kendilerine alternatif olarak görüyor. Oysa böyle bir durum söz konusu değil. Biz işkolu bazında örgütleniyoruz.

Örgütlenme çalışmanız son günlerde hayli görünürlük kazandı, sizce bunun nedeni ne?

Pandemi koşullarında sosyal medya daha çok kullanılıyor. Etkisi büyük. Bizde sosyal medyada “BanaBiSendika” başlığıyla Twitter, Facebook sayfaları açtık. Epey ilgi görüyor. Ancak, öncelikle işçilerle birebir görüşüyoruz. 7/24 çalışan motokuryeler ve yine işkolumuzda olan kargo, lojistik sektörlerinde çalışan işçiler için sendikamızın tüm yönetici ve işyeri temsilcileri seferber olmuş durumda. Sokağa çıkma yasağı günlerinde dahi işçilerle buluşuyor, örgütlenme çalışmamızı yürütüyoruz. Sosyal medyadaki görünürlük bu mücadelemizin bir yansıması. Şu anda Yemek Sepeti’nde iyi bir örgütlenmemiz var. Motokuryeler dışında, çok sayıda depocu işçi kardeşimiz de hızla örgütlenmede yer alıyor.

Toplu iş sözleşmesiyle işyerlerinde hakarete, keyfi davranışlara, haksız işten atmalara son vereceğiz. Mobbing’in önüne geçilecek. Performans adı altında iki-üç işçinin yapacağı işin bir işçiye yaptırılması, çalışanların birbiriyle yarıştırılması ortadan kalkacak.

Sektörde çalışan işçilerin çalışma koşullarına dair en çok yakındıkları konular neler? 

Pandemi koşullarında sağlıksız bir biçimde çalışmak tüm işçiler için en büyük sorun. İşçilerin sağlığı ikinci plana atıldı. Biz sendika olarak “İşçilerin sağlığı patronların kârından önemlidir” diyoruz. Bununla ilgili çok sayıda basın açıklaması, eylem yaptık. Diğer büyük şikâyet pandemiyle birlikte, zaten ağır olan iş yükünün daha da artması. Buna karşılık ücretler pandemi öncesindeki seviyelerde kaldı. Ayrıca, maaş artı prim usûlü çalışılıyor. Primler yasal olmayan, keyfi bir biçimde kesiliyor. İşçiler ay sonunda ceplerine kaç lira gireceğini bilmiyor. Hastalanınca, işe geç gelince, sisteme geç girince ya da müşteriye geç kalınca primleri kesiliyor; hakeza yemek molasından feragat etmediklerinde de. Her şey performans değerlendirmesine tabi. İşçilerin en çok şikâyet ettikleri konulardan biri de birbirleriyle yarıştırılmaları. Performans yarışı kazalara yol açıyor. Yüzlerce işçi kaza yaptı, birçoğu hayatını kaybetti. Ayrıca işyerlerinde işçilere mobbing uygulanıyor. Çok yoğun fazla mesaiye kalıyorlar. Mesaiye kalmak istemeyen işçilerin yerleri, vardiyaları değiştiriliyor. Sektör çok hızlı büyüyor. Bundan dolayı işçileri acımasız şartlarda çalıştırıyorlar. İşsizliğin yüksek olmasından yararlanıyorlar.

Kampanyanız nasıl karşılandı, nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Motokuryelere, depoculara “Yasal haklarımıza, ekmeğimize, onurumuza, kişiliğimize sahip çıkmak için yola çıkıyoruz” dedik. Kısa bir süre içinde çok sayıda işçi sendikamıza üye oldu ve sendikal mücadeleyi sahiplendi. Çok kısa zamanda çoğunluğu sağlayıp yetki alacağımızı düşünüyoruz. Sendika üyeliği anayasal bir hak. İşçiler anayasal haklarını kullanıp sendikamızla birlikte toplu iş sözleşmeli çalışma düzenine geçecek. Toplu iş sözleşmesiyle işyerlerinde hakarete, keyfi davranışlara, haksız işten atmalara son vereceğiz. Mobbing’in önüne geçilecek. Performans adı altında iki-üç işçinin yapacağı işin bir işçiye yaptırılması, çalışanların birbiriyle yarıştırılması ortadan kalkacak. İşçilerin hak edişleri olan primleri kesilemeyecek. Ve en önemlisi işçilerin geleceği işverenin iki dudağı arasında olmayacak. Tabii tüm bunları örgütlü gücümüzle başaracağız.

^