FİKRET ADİL (1901-1973)

Ahmet Eken
5 Haziran 2020
SATIRBAŞLARI
Basın tarihinin en uzun soluklu kültür gazetecisiydi. Gazetecilikle edebiyatçılığın paslaştığı yılların ön liberosuydu. Bugün ah ile vah ile anılan eski bohem Beyoğlu’nun tanığıydı. 80’lerde romanlarının yeni baskılarıyla azıcık tanınmış da sayılsa, Fikret Adil’in keşfi o kadar kolay değil. Ölüm yıldönümünde, yapıtlarında siyah-beyaz bir “mavi tur”…

1990’lara doğru İstanbul’un tarihine gösterilen ilginin artmasının olumlu sonuçlarından biri de, eserlerinde İstanbul yaşamından söz eden, ama hatırlanmayan, kitapları yeniden basılmayan bazı yazarların, yeniden gündeme gelmesi oldu. Böylece unutanlar hatırladı, bilmeyenler öğrendi ve gözden uzaklaştırılmış bazı yazarların itibarı iade edildi. Bu yazarlardan biri de Fikret Adil. Tamamen unutulmuş değildi, ama az sayıdaki telif eserinin bulunması zordu.

Fikret Adil 7 Ocak 1901’de İstanbul’da doğar. Babası askeri hekim Mahmut Adil Bey’dir. Adil Bey, Tevfik Fikret’e hayrandır ve o nedenle oğluna Fikret adını verir. Mesleğiyle ilgili bazı çeviriler yapan, 1928’de Latin alfabesinin kabulü sırasında Türkçe grameri üzerine araştırma ve denemesi olan Mahmut Adil Bey, soyadı kanunu çıkınca Kamertan soyadını alır, ancak o güne kadar geniş bir ün yapan Fikret Adil, babasının soyadını resmi işlemler dışında kullanmaz.

Yeditepe Dergisi’nin Fikret Adil’in vefatı üzerine, Ekim 1973’te yayınladığı özel sayıda yaşam öyküsüne dair şu bilgilere yer veriliyor: “İlk ve orta öğrenimini Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde yaptı. Ancak I. Dünya Savaşı çıkınca, son sınıflar kapandığından okulu bitiremedi; basın hayatına atıldı. İlk yazıları bir amatör olarak ‘Şebab’ (Gençlik) dergisi ile ‘Payitaht’ gazetesinde çıktı. Daha sonra, bir yandan ‘Alay’, ‘Zümrütü Taht’ gibi mizah dergilerinde yazılar yayımlarken Şirketi Hayriye ve Düyunu Umumiye’de görev aldı. Fikret Adil, 1908’de pek küçük yaşta annesini kaybetmişti. Babası da Dokuzuncu Kolordu başhekimliğiyle savaş yılları boyunca Yemen’de sarılı kalmıştı. Bütün yük onun omuzlarında idi. O zamanlar, bugünkü gibi basın hayatı bir ailenin geçimini tamamıyla sağlayamadığından ek görevlerde çalışmak zorunluluğu vardı. Müskirat Umum Müdürlüğü’nde çalışması Muhtelit (Karma) Mübadele yıllarına rastlar. Bütün çocukluğu ve ilk gençliği Eyüp Sultan’da geçmiştir.”

“Fikret Adil fıkralarının konularını sık sık sanat-edebiyat mesele ve eserlerinden seçerek; tiyatro, resim, edebiyat eleştirileri yaparak, günlük gazete umursamazlığı içinde sanat ve edebiyatı ön plânda tutan tek tük fıkracılarımız arasında yer aldı.”

Modern sanatın kelâm savaşçısı

Fikret Adil’in profesyonel gazetecilik hayatı 1922’de Vakit gazetesinde başlar. Daha sonra, Tanin, Akşam, Milliyet gazetelerinde ve son ikisinin Fransızca baskılarında çalışır. O sıralarda, Cumhuriyet ile birlikte üç gazetenin Fransızca baskıları da yapılmaktadır. Fikret Adil’in çalıştığı gazeteler yukarıda adı geçenlerden ibaret değil. Sırasıyla, Cumhuriyet, Son Posta, Politika, İkdam ve Son Havadis’te de görev yapar. Kendi başına Artist adlı haftalık resimli bir sanat dergisi çıkarır, ayrıca Hareket, Yeni Adam, Ağaç, S.E.S, Aydede, Yeditepe, Akis ve Meydan dergilerinde de yazıları yayınlanır.

Bu yayınlarda haber, fıkra, hikâye, röportaj ve sanat eleştirileri kaleme alan Fikret Adil’in yazılarını Behçet Necatigil şöyle anlatır: “Fıkralarının konularını sık sık sanat-edebiyat mesele ve eserlerinden seçerek; tiyatro, resim, edebiyat eleştirileri yaparak, günlük gazete umursamazlığı içinde sanat ve edebiyatı ön plânda tutan tek tük fıkracılarımız arasında yer aldı.”

Oktay Akbal de Yeditepe’nin Fikret Adil özel sayısındaki yazısında, aynı doğrultuda şunları söyler: “Bir zamanlar basın hep eskiye dönük kişilerle doluydu. Çağdaş sanat alay konusuydu gazetelerin sütunlarında. Fikret Adil’in büyük payı vardır modern sanatın, edebiyatın gazete okurlarınca sevilmesinde, benimsenmesinde. Kısacık yazılar yazardı, polemiklere girişirdi, tek başına kelam savaşı yapardı nice ünlülerle. Ne yazık ki, bunlar gazete koleksiyonlarında kaldı hep. Bir gün biri çıkar da modern sanat akımlarının yurdumuza yerleşmesi için olanca gücüyle çalışanların başında Fikret Adil’i görecektir…”

Fikret Adil ahbabı Sedat Nuri İleri ile, arkadan kadraja giren kişi Abidin Dino

Asmalımescit sokağında devr-i alem

Fikret Adil’in 4 Haziran 1973’teki vefatından önce, çevirileri dışında üç kitabı yayımlanır: Asmalımescit 74 (1933), Intermezzo (1955), Beyaz Yollar, Mavi Deniz (1959). Diğer iki eseri, 1939’da Vakit gazetesinde tefrika edilen Gardenbar Geceleri ve 1962’de kaleme aldığı Avare Gençlik vefatından sonra kitaplaştırılarak okurlarıyla buluşur.

1930-31’de Vakit’te “Romanımsı hakikat, hakikatimsi roman” alt başlığıyla tefrika edilen, 1933’te kitaplaştırılan Asmalımescit 74 Fikret Adil’in Beyoğlu kulüplerinde sahneye çıkan iki ecnebi kadınla bir rastlantı sonucu karşılaşmasıyla başlar. Kitapta aralarında gelişen ilişkilere paralel olarak, 1920’lerin Beyoğlu gece hayatı, bu dünyanın insanları, mekânları, Fikret Adil’in yazar ve sanatçı ahbaplarının halleri anlatılır.

“Macera peşinde vatanını bırakan, hudut dışına atılan, yayan devri âleme çıkan ecnebiler ve barlarda çalışan bütün artistler Asmalımescit’te otururlar. Bunlar artist acenteliği, tefecilik, pansiyonculuk ve tellâllıkla geçinirler, her lisanı konuşurlar, hiçbirisini okuyup yazamazlar, Türkçe imzalarını atmayı bilirler ve zabıtadan tanıdıkları çoktur.”

Fikret Adil bir süre yaşadığı Asmalımescit sokağını şöyle tasvir eder:
“Macera peşinde vatanını bırakan, hudut dışına atılan, yayan devri âleme çıkan ecnebiler ve barlarda çalışan bütün artistler Asmalımescit’te otururlar. Dünyanın her köşesinde gelmiş, ekserisinin milliyetleri pasaportlarında –eğer varsa– yazılı bu insanların etrafında gene ecnebi, fakat en aşağı yirmi yıldır Asmalımescit’te yerleşmiş bir grup daha vardır. Bunlar artist acenteliği, tefecilik, pansiyonculuk ve tellâllıkla geçinirler, her lisanı konuşurlar, hiçbirisini okuyup yazamazlar, Türkçe imzalarını atmayı bilirler ve zabıtadan tanıdıkları çoktur… Buranın hususiyetini, güneş görmeyen, dolambaçlı, rutubetli, her köşe başı amonyak kokusu neşreden sokaklara açılan demir kapılı, demir kepenk ve parmaklıklı pencereleriyle bu müteaffin (pis kokulu) havayı teneffüs etmeye hazırlanan karanlık evlerin sakinleri tamamlar.”

Fikret Adil’in çıkardığı Artist mecmuası

Asmalımescit’in yakınındaki mekânlardan biri de dönemin ünlü gece kulübü Gardenbar’dır. Sanatçı, gazeteci takımının ancak para buldukça uğrayabildiği bu kulüp Gardenbar Geceleri kitabında genişçe anlatılacaktır. Fikret Adil’in daha sonra sevgilisi olan bu iki ecnebi kadın Gardenbar’da sahneye çıkmaktadır. Bu sebeple akşamları sık sık oraya uğrar.

Ama çoğunlukla günün ilk ışıklarına kadar süren Beyoğlu gecelerine tek bir mekân kâfi gelmez. Fikret Adil oraları da anlatır. İçlerinde nereler yok ki? Gece hayatında “takatsiz” kalmış artistlerin buluştuğu kahveler, kapısında keyif verici maddelerin satıldığı kulüpler, Galata’da “bar” ismini alan meyhaneler, artık tarih olmuş pastaneler… Bu dünyanın yakınlarında dolaşan başka bir zümre de sanatçılar, yazarlar ve gazetecilerdir. Asmalımescit 74’te zaman zaman İbrahim Çallı, Necip Fazıl, Peyami Safa gibi isimlerle karşılaşırız.

Fikret Adil, kitabının sonlarında şöyle der: “Hayatımın bir kısmı ile tanıdığım sanat ve matbuat âlemine mensup arkadaşlarımın eğlenceli ve karakteristik taraflarını hakikate çok sadık kalarak anlattım. Bunlardan başka macera geçirmedin mi? Çok. Yalnız, bu yazımı yazarken kendi kendime, madalyonun sade bir tarafını göstermeyi vaat etmiştim. Öyle yaptım.”

Yorgos ile Tina

Intermezzo 1955’te yayınlanır, ancak bu mutlu bitmeyen aşk hikâyesinin yaşandığı tarih 1932’dir. O yıl İstanbul’a gelen ve Fikret Adil’in yakın arkadaşı olan Yorgos Pappas, sahnedeki başarısı ve yakışıklılığı ile özellikle kadınlar arasında büyük sükse yapar. Tiyatrosu büyük ilgi gördüğü gibi, onuruna verilen yemekler, yapılan toplantılar, davetler birbirini izler. Fikret Adil, burada bir parantez açarak bu ilginin sadece bu tiyatro topluluğuna gösterilmediğini belirtir:
“Memleketimizde yaşayan Rumlardan tek bir kimse yoktur ki tiyatroya gitmemek aklından geçsin ve sahneyi sevmesin. Yunan trupunun oynadığı tiyatro her akşam ağız ağıza doludur. Halbuki bir tek Darülbedayimiz, halkı tiyatroya çekebilmek için, operet, şarkılı komedi gibi vücudun yukarısından ziyade yukarısı olmayan tarafa hitap eder şeyler oynamaya mecbur oluyor. Hatta son zamanlarda, işi bir vakitler istihfaf (horgörü) ile gördüğü tulûatçılığa bile döktü… Fransız tiyatrosu, her akşam, sade Rumlarla değil, Rumca bilen İstanbullularla doluyordu. Bu halkın içinde Rumlar olduğu gibi Ermeniler, Museviler ve Türkler de vardı.”

Kapak: Agop Arad

İşte, bu gösterilerden birinde Pappas, Tina ile karşılaşır. Tina zengin bir Musevi işadamının kızıdır ve Pappas Tina’ya, Tina da Pappas’a aşık olur.

Pek çok maceradan sonra iki genç Atina’ya kaçar. Ancak arkalarından kızın babası da gelir. Birçok karışık işi olan adam, zor durumlardan kurtulmak için malını mülkünü kızının üzerine yapmıştır. Baba kızını ikna eder ve geri dönerler. Fikret Adil bu kitabında okuyucularına biraz da Atina’yı tanıtıyor. Hikâye belki trajiktir, ama son sayfayı iki göz iki çeşme çevirmiyoruz…

Fevkalade temsiller, iple çekilen dans vakti

Avâre Gençlik’te de çapraşık bir aşk hikâyesi anlatılır. Bu romanda Kumkapı’nın ünlü meyhanesi Kör Agop’un en eski hali ve tabii bizzat Agop da arzı endam ediyor. Naçizane kanaatim, elimizdeki kitaplardan en zayıf olanı bu.

1939’da, Gardenbar yıkıldıktan birkaç hafta sonra Vakit gazetesinde sıcağı sıcağına tefrika edilen, vefatından çok sonra kitaplaştırılan Gardenbar Geceleri’nde, Fikret Adil barın tarihinden yola çıkarak bir zamanların Beyoğlu eğlence dünyasını anlatır. Kitabın ilk sayfaları Gardenbar’ın tarihini konu eder. Bu mekân, aslında 1911-1912 Balkan Savaşı mağdurlarına yardım için, şehrin tanınmış ailelerinin yaptığı el işlerinin Kızılay yararına sergilenip satılması amacıyla açılmış bir pavyondur. Sonradan satılan ve bara dönüştürülen mekânı Fikret Adil şöyle anlatır: “Küçük bir yerdi ve Tepebaşı Kışlık Bahçesi denilen yerde oynayan artistler için yapılmıştı. Burada tezgâhbaşı yapılırdı ve geç vakitlere kadar devam ederdi. Asıl eğlence yeri Tepebaşı’ndaydı.”

“Memleketimizde yaşayan Rumlardan tek bir kimse yoktur ki tiyatroya gitmemek aklından geçsin ve sahneyi sevmesin. Yunan trupunun oynadığı tiyatro her akşam ağız ağıza doludur. Halbuki bir tek Darülbedayimiz, halkı tiyatroya çekebilmek için, operet, şarkılı komedi gibi vücudun yukarısından ziyade yukarısı olmayan tarafa hitap eder şeyler oynamaya mecbur oluyor.”

Tepebaşı Kışlık Bahçesi’ni kuran kişinin oğlu, bir ortağıyla burada bir atılım yapar ve Tepebaşı değil İstanbul’da, bütün Balkanlar’da bile eşine rastgelinemeyen bir hale sokulur. Bütün mobilyaları Viyana’dan getirilmiş lüks bir yerdir. Ardından, buranın patronu Kızılay’dan aldığı pavyonu biraz büyütür ve ona Gardenbar adını verir. Devamını Fikret Adil’den okuyalım:
“Gardenbar önce bir bar olarak açıldığı halde, sonraları varyete şekline girdi. Her akşam 10 ile 12 arası bir program uygulanır, çeşitli numaralar yapılırdı. Artistler, gece yarısından sonra bara gelirler, dans başlardı. Bu şekle koyanlar, Beyaz Ruslar oldu, aralarında bütün dünyaca ünlü Rus balet artistleri de vardı. Her akşam Garden’de bazıları bir saatten fazla süren temsiller verirlerdi. O zamanlar, bara gidenlerin çoğu, hayatlarında bir daha görmelerine imkân olmayan bu fevkalade temsillerin bir an önce bitmeyişini cansıkıntısı içinde beklerlerdi. Amaçları, gece yarısı olduktan sonra, sahnede gördüklere Rus dilberleriyle dans etmekti. Eh… Kim bilir?… Belki de sonra… Fakat, bunlar boş umutlardı.”

1911’de hizmet vermeye başlayan Gardenbar

Gardenbar Geceleri’nde anlatılan sadece Gardenbar’ın öyküsü değildir. Cazbandın İstanbul’a ilk gelişi, tanınmış sahne sanatçıları, bu alemin bazı kişileri…

Beyaz Yollar Mavi Deniz’de (1959) iki yolculuk öyküsü bulunuyor. Yazar, art arda yaptığı iki Ege gezisini anlatıyor. Günlerden bir gün Fikret Adil ve bir arkadaşı İzmir’e gitmek için kendilerini yollara vuruyorlar. Vardıklarında İzmir, fuarın son günlerini yaşamaktadır, bitince şehir boşalır. Geceleri ıssız, tiyatrosu, müzesi olmayan, İstanbul ve Ankara gazetelerinin bir gün sonra geldiği bu şehirde Fikret Adil sıkılır ve uçakla İstanbul’a döner. Birkaç gün sonra yine yollardadır. İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu ile buluşur. Ve dura kalka Bodrum’a gidip bir süngerci motoruyla mavi tura çıkarlar. Bodrum’u göğünü, denizini tarif etmek için Fikret Adil, Rimbaud’nun bir dizesini ödünç alır: “İçkilerden sert, bütün musikilerden geniş”.  Bodrum’un eski halini, tatil, turizm “hysterie”sinin neleri yok ettiğini merak edenler için güzel bir kitap Beyaz Yollar Mavi Deniz.

“Bir de Kafka isminde geçenlerde ölen çok kıymetli birisi… Bu genç fevkalade marazi bir haleti ruhiyedeydi. Kendisini karafatmaya tahavvül etmiş (dönüşmüş) zannetti. Şüphesiz bu bir vehim (kuruntu) idi. Kafka annesini çok sevdiği için, kendisinin karafatmalaştığını ondan saklamak ister, azap duyar, kıvranırdı. Bu ıstıraplarını anlattı, yazdı.”

Gergedan’dan Deli Saraylı’ya

Fikret Adil tiyatroya özel bir ilgi duyar. Şiire de öyle. Nâzım Hikmet’i Fransızcaya ilk çevirenlerden biridir. Oyun yazmışlığı olmasa da birçok piyes çevirisi, sahnelenen uyarlamaları var. Örneğin, Ionesco’nun Kral Ölüyor ve Gergedan adlı oyunlarını Türkçeye kazandıran o. 1960 yılında ilk kez Fransa’da sahnelenen Gergedan, aynı yıl Devlet Tiyatrosu tarafından Ankara’da, Fikret Adil’in çevirisiyle oynanır. Jean Giraudoux’nun La Folle de Chaillot isimli oyununu Deli Saraylı olarak uyarlayıp seyirciyle buluşturan da Fikret Adil’dir. Bu arada, tiyatronun labirentlerinde can sıkıcı zamanlar da yaşar. Hüsamettin Bozok’a yazdığı bir mektupta şöyle der:

“Deli Saraylı temsiline karar verilmesi, sahneye konuşu, temsili ve nihayet hakkında söylenenler dolayısıyla bir hayli anlayışsızlık çukurlarında dolaşmaya mecbur oldum… (Adaptasyon) için iki sene çalışmak icabetti. Çalıştık. Piyesi sansürden geçirmek icabetti. Üç ay uğraşıp geçirdik. Fakat tiyatro da mevsim sonuna gelmişti. Nihayet ve yine mevsim sonunda oynanmışa başladı. Piyesi mevsim sonu olduğundan mı nedir, bir iki aktör müstesna, suflör oynadı.”

Kafka diye bir çocuk

Dostu Hüsamettin Bozok, Fikret Adil hakkında “Tam yarım yüzyıl, salt kendi yazılarıyla, çevirileriyle, kitaplarıyla değil, sanatçıları ve sanatseverleri birleştirici kişiliğiyle de büyük hizmetler etti” diyor. Fikret Adil’in kitaplaşmış eserleri dışında, gazetelerdeki sanat ve edebiyat eleştirileri, plajlardan sokak aralarına şehir hayatının nabzını tutan yazıları ve röportajları eski gazete ve dergilerin sayfalarında keşfedilmeyi bekliyor.

Küçük bir örnek vermek gerekirse, Kafka adını Türkiye’de gazete okurları belki de ilk kez Fikret Adil imzalı bir röportaj yazısı sayesinde işitmiştir. (Röportajda bahsi geçen Dönüşüm ancak 23 yıl sonra Türkçeye çevrilecektir.) 1930’un yaz aylarında, genç kuşaktan ünlü Fransız bohem şair Henri Michaux’nun yolu İstanbul’a düşer. Fikret Adil hemen kendisiyle buluşup bir mülakat yapar. Hangi şair ve yazarları tercih ettiğini sorduğunda, Michaux bir çırpıda Aragon, Léon-Paul Fargue, Max Jacob isimlerini sıralar ve ekler:
“Bir de Kafka isminde geçenlerde ölen çok kıymetli birisi… Bu genç fevkalade marazi bir haleti ruhiyedeydi. Kendisini karafatmaya tahavvül etmiş (dönüşmüş) zannetti. Şüphesiz bu bir vehim (kuruntu) idi. Kafka annesini çok sevdiği için, kendisinin karafatmalaştığını ondan saklamak ister, azap duyar, kıvranırdı. Bu ıstıraplarını anlattı, yazdı. Çok güzel şeyler… Nihayet iyileşemedi, öldü.”

Fikret Adil boynunu bükerek “Biz burada bunlardan haberdar değiliz” dediğinde, Michaux kendini tutamayıp tumturaklı biçimde bir Paris övgüsüne başlar, ki mülakat da öyle sona erer:
“Tabii. Hariçte bulunan bir kimse, Paris’ten iki sene geri demektir. Paris’te bulunan bir kimse, düşünen Paris’ten bir sene geridir. Ve düşünen Paris’te yaşayan bir kimse de yaratan Paris’ten altı ay geridir. Yaratan Paris… bizzat Paris’tir.”

Kaynakça:
Fikret Adil, İntermezzo, Sel Yayıncılık, 2015.
Fikret Adil, Asmalımescit 74, Sel Yayıncılık, 2014.
Fikret Adil, Beyaz Yollar Mavi Deniz, Sel Yayıncılık, 2018.
Fikret Adil, Avâre Gençlik / Gardenbar Geceleri, Sel Yayıncılık, 2017.
Yeditepe (Edebiyat ve Sanat Gazetesi), Ekim 1973.
Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Varlık Yayınları, 1985.
Vakit, 5 Temmuz 1930.
^