BABA SAHNE BİR YAŞINDA

Söyleşi: Adalet Çavdar
27 Mart 2018
SATIRBAŞLARI

Baba Sahne, daha çok Şevket Çoruh’un ismiyle anılsa da, imece usûlüyle kurulan, yürütülen, kendi yağıyla kavrulan ve oyunlarının niteliği sayesinde seyircinin teveccühünü kazanmış bir tiyatro. Birkaç gün sonra tam bir yaşında. Tapusunda “tiyatro” yazan tek tiyatro. 1967’de Yıldırım Önal Özel Kadıköy Tiyatrosu olarak perdelerini açan, zamanla sinema salonu, ardından atari salonu haline getirilen mekân, 2015’in Dünya Tiyatrolar Günü’nde yeniden tiyatro salonu yapılmak üzere, imece marifetiyle satın alındı, iki yıl süren titiz bir çalışmanın ardından, ilk rölöve çizimlerine uygun olarak aslına dönüştürüldü. Ve ilk açılışından tam yarım asır sonra, 1 Nisan 2017’de yeniden “perde!” dedi. Dünya Tiyatrolar Günü ve Baba Sahne’nin birinci yıldönümü vesilesiyle, huzurlarınızda Şevket Çoruh…
Şevket Çoruh

 

Bu devirde oldukça büyük bir maliyetle bir salon açmak ve tiyatro yapmak fikri nasıl oluştu?

Şevket Çoruh: Her tiyatrocu gibi benim de, özgürce kendi oyunlarımı sergileyebileceğim bir salon hayalim vardı. Ve bugün görülüyor ki, bu bir hayal değil, zorunlulukmuş. Maliyet kısmına gelince, bu kadar maliyetli olacağını sadece ben değil, kimse tahmin etmiyordu. Klasik, evdeki hesap çarşıya uymaz durumu.

Baba Sahne uzun süren bir inşaat sürecinden sonra seyirciye kapılarını açabildi. İnşaatında hep beraber çalıştınız. Sizin için nasıl bir süreçti?

İnşaat süreci iki yılı aştı, bunun sebebi bizim salonu ilk açıldığı dönemdeki mimarisine kavuşturmaya çalışmamızdı. Mesela sahne salonun şu andaki yerinin tam aksi taraftaydı, localar yoktu vb. Birçok restorasyon yaptık. Zemini ve kolonları güçlendirmek için yüzlerce ton çelik kullandık. Her şeyi olması gerektiği gibi yapmaya çalıştık. Her şey bitti, rahatladık, açtık derken bereketli bir sahneymiş, yağmurun rahmeti ile buluştu. Bir miktar zarar gördü, ama çok şükür hızla müdahale edip zararı en az seviyede tutmayı başardık.

Baba Sahne kurucu ekibinde kimler var? Şu anda hangi oyunları oynuyorsunuz?

Salonun girişinde yazıyor; bu sahne eş, dost, hısım, akrabanın desteğiyle oluşturulmuştur. Ne yazık ki hiç sponsorumuz olmadı. Kurucu ekip olarak, Günay Karacoğlu ve Barış Dinçel süreç boyunca en büyük destekçilerimdi. Onların dışında adını sayamayacağım kadar çok arkadaşım elinden geldiğince destek olmaya çalıştı. Şu anda Baba Sahne’de üç oyunumuz var: Ben ve Murat Akkoyunlu tarafından sahnelenen, Emrah Eren’in yönettiği Bir Baba Hamlet, Murat İpek’in yazdığı, yönetmenliğini Barış Dinçel’in yaptığı, Günay Karacaoğlu’nun oynadığı Aşk Ölsün, yönetmenliğini Ragıp Yavuz’un yaptığı, Levent Öktem, Ahmet Saraçoğlu, Ecem Üstündağ ve Pınar Coşkun tarafından sahnelenen Kanlı Komedya Caligula… Oyunlarımızın dekor ve kostümlerini Barış Dinçel, müzik direktörlüğünü ise Can Şengün yapıyor.

Oyunları seçerken öncelikle hiç oynanmamış ya da ülkemizde oynanmamış oyunları tercih etmeye çalışıyoruz. Yerli yazarlar ilk tercihimiz. Şu anda üç oyunumuz var. Bir Baba Hamlet, Aşk Ölsün ve Kanlı Komedya Caligula.

Seyircinin tepkisi nasıl?

Bu kadar sıkıntı ve emekle var etmeye çalıştığımız bu mekâna seyirci sahip çıktı, en güzeli de bu bence. Tiyatro sahnesiz, dekorsuz, kostümsüz yapılır, ama seyircisiz yapılmaz. Bize ve tiyatroya sahip çıkmaya devam edeceklerinden de eminim. Biz çok yeni bir tiyatroyuz, ama sadece salonun kendisi değil, çok şükür, sahnelenen oyunlar da bizi mahçup edecek kadar övgü alıyor.

Kadıköy son zamanlarda İstanbul’un tiyatro merkezi oldu. Komşu ekiplerle işbirlikleriniz, komşuluklarınız nasıl?

Tiyatro salonlarının bu bölgede yoğunlaşması her ekibi olumlu etkiliyor. Kadıköy tiyatroların ve tiyatroseverlerin bir sığınağı haline geldi. Son dönemde, herkesin bildiği gibi, tiyatroculara ve tiyatrolara karşı olumsuz bir tutum var. Kadıköy sanattan ve sanatçılardan korkmayan, insanların nefes alabildiği bir vaha oldu.

Fotoğraf: Ömer Vargı

 

Uzun zamandır gözlemlenen ve şikâyet edilen bir konu var. Seyirci tiyatroya daha çok popüler-ünlü kişilerin oyunlarını seyretmek için geliyor. Dizi ya da sinema filmlerinde boy göstermeyen, ama tiyatro yapan sanatçıların bu devirde ayakta kalmaları nasıl mümkün olur?

Elbette popüler isimler sadece tiyatroda değil, sinemada, sporda, her konuda ilgiyi artıran bir unsur. Fakat sadece popüler kişilerin yer aldığı işler ilgi görür demek, yapılan işlere haksızlık olur. Bunun örneği sinemada daha net görülüyor. Popüler birçok ismi bir araya getirseniz dahi işin kendisi iyi değilse seyirci tarafından tercih edilmiyor. Diğer taraftan, tiyatromuzun kurucularından Günay Karacaoğlu uzun zamandır televizyondan uzak, ama son on yıldır oynadığı oyunlar kapalı gişe. Demek ki tiyatro seyircisi iyi oyuna sahip çıkmasını biliyor. İşinizi iyi yaptıktan sonra er ya da geç karşılığını alırsınız.

Korku insanı mahkûm eder, ama umut özgürleştirir. Umut etmeyi bırakmak, gönüllü esaretle eşdeğer.

Baba Sahne’de oynayacağınız oyunları nasıl seçiyorsunuz? Politik ya da sosyal gündem tercihlerinizi etkiliyor mu?

Oyunları seçerken öncelikle hiç oynanmamış ya da ülkemizde oynanmamış oyunları tercih etmeye çalışıyoruz. Yerli yazarlar ilk tercihimiz. Hayatı nasıl tek kelimeyle açıklayıp anlatamazsanız, bizim seyirciye anlatmak istediklerimizi de tek kelimeyle anlatmamız zor. Bizim için değerli olan oyun tragedya ya da komedya olsun, türünün hakkını veren ve seyirciyi hayal kırıklığına uğratmadan uğurlayan oyunlar sergilemek.

Çeşitli röportajlarınızda Baba Sahne’ye neden Baba adını verdiğinizi anlatmıştınız. Baba Sahne babalık yapmaya başladı mı?

Yapmaya başladığını düşünüyorum. İlk yaşını daha yeni geride bırakacak olan bu sahne, elliye yakın tiyatro grubuna ve müzisyene ev sahipliği yaptı.

Pek çok sanatçı işlerini sürdürebilmek için otosansür yapmak zorunda hissediyor kendini. Siz bunu yapmamayı tercih ediyorsunuz. Düşüncelerinizi açıkça söylemeye devam etmeniz nasıl bir karşılık buluyor çevrenizde ve izleyicilerinizde?

Kimseye “senin yaptığın yanlış, benim yaptığım doğru” diyemem. Ben böyle bir adamım ve böyle yaşamayı tercih ediyorum. Tiyatroyu açarken de, bu işten para kazanan diğer oyuncular, otel, ev, tekne almayı tercih ediyorlardı. Nasıl o zaman, benim yaptığım doğru, onların yaptığı yanlış, demediysem, bugün de politik görüşlerini açıklamayanlara, niye açıklamıyorsunuz diyemem. Korku insanı mahkûm eder, ama umut özgürleştirir. Umut etmeyi bırakmak, gönüllü esaretle eşdeğer benim için. Ben özgür yaşamayı istiyorum, korkarak değil.

 

^