BOYSAN YAKAR VE ZELİŞ DENİZ ANLATIYOR

Söyleşi: Göksun Yazıcı
5 Eylül 2022
SATIRBAŞLARI

Gezi Parkı’nı dönüştürme projelerine karşı uzun süredir mücadele veriliyor. LGBT Blok bu büyük mücadelenin neresinde duruyor?

Boysan Yakar: LGBT Blok uzun zamandır Taksim Dayanışması’nın destekçisi ve bileşeni. Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ın yasaklanması ve İstiklal Caddesi’nin gösterilere kapatılmaya çalışılması üzerine 21. LGBT Onur Yürüyüşü’nün İstiklal’de yapılmama ihtimali de ortaya çıktı. İlk kez İstanbul’da yürüyememek demekti bu. Geçen seneki Onur Yürüyüşü’ne 20 bin kişi katıldı. Bir kez olsa bile yürüyememenin bize ve Anadolu’ya, yani örgütlü mücadelemize yapacağı kötü etkinin ne kadar büyük olacağını bildiğimiz için Taksim ve çevresi birinci gündemimizdi. Sadece Taksim Dayanışması’yla değil, diğer hareketlerle de ilişki kurduk. Ayrıca Gezi Parkı çok uzun zamandan beri bizlerin parkıdır. Bu parkın LGBT bireylere ait olduğunu, geceleri bu parkı bizlerin kullandığını unutan ve unutmak isteyen çok insan var, fakat bu park bizlerin partner bulduğu, transların çarka çıktığı bir yer. Gündüz nüfusu çekildiğinde bu park geceleri bizlerindi. Bu yüzden kepçeler girdi, biz de ânında parkımıza gittik.

Levent Pişkin: Onur Haftası’nın bütün etkinlikleri Beyoğlu’nda yapılıyor. Onur Yürüyüşü bu haftanın en önemli parçası. İlk kez sokağa çıkan, çıkabilen ve “velev ki ibneyiz” dövizi taşıyabilen LGBT bireyler için kendilerini olumlayabilmenin en önemli yolu. Onur Yürüyüşü’nün İstiklal’de yasaklanması durumunda, alana çıkmak ve engellemelerle karşılaşılaşılırsa pasif olarak direnmek kararı almıştık. Beyoğlu, LGBT bireyleri için çok önemli. Burası bizim çark alanımız. Biz bu anlamda da “Taksim bizim, İstanbul bizim” diyoruz.

Biz her zaman “ne yalnız ne de yanlışsın” sloganı üzerinden örgütlendik. Komün hayatını da hep yaşarız. Gezi direnişinde örgütlenmemizi hızlandıran ve bizleri dik tutan bir özelliğimiz bu.

Boysan: Zeki Müren Maçka Parkı’ndan söz ederdi, bu alanlar bizlerindi, şimdi bunlar elimizden alınıyor. Şehir merkezinden sürülüyoruz.

Zeliha Deniz: Bundan seneler evvel bir Onur Haftamızın teması “mekân”dı. Kentsel dönüşüm ayyuka çıkmadan önce bunları konuşuyorduk. Bizler için kamusal alanlar çok önemli ve hepsini sahipleniyoruz. Bu seneki Onur Haftası temamızı ocak ayında “direniş” olarak belirlemiştik. Bu temada kentsel dönüşüm önemli bir yer tutuyor. LGBT bireylerin görünürlüğü tek başına bir direniş, örgütsüz olsa bile bir direniş. Gezi Parkı direnişine hiç tanımadığımız LGBT bireyler geldi ve örgütlenmek istediklerini söylediler. Gökkuşağı bayrağını görür görmez geldiler. Gezi Parkı’ndaki örgütlenmede daha önce tanımadığımız LGBT bireyler büyük rol oynadı.

Boysan: Taksim Dayanışması bileşenlerine daha önce söylemiştik, dilinizde LGBT sözcüğü olsa çok daha fazla kişi gelir diye. Bizlere direnmek için çok geç kaldınız denmişti, kentsel dönüşüm aldı başını gidiyor dediler. Fakat bizler kaybın farkındaydık ve bu kayba karşı ne yapsak devlet terör gibi üzerimize geliyordu. Emek Sineması eyleminden beri her protestoda gaz yiyoruz. Artık en kişisel noktalardan karar vermemiz gerekiyordu. Son dönemde olanlar kadar ağır uygulamalara, 80’lerde Türkiye’nin batısında doğmuş birisi olarak maruz kalmamıştım; Türkiye’nin doğusunda çok daha ağırları yaşanıyordu elbette. Kürt bileşenler bizlere “biz o gazlardan çok yedik” diyorlardı. Fakat eşcinsel bir erkek olarak bu şiddetle karşılaştığımda en alt sınıftan olduğumu anladım.

Levent: Gündemimiz kentsel dönüşüm. ‘96’da Ülker Sokak, 2001-2002 Eryaman Ankara, şimdi Avcılar, Bayram Sokak. Kentsel dönüşümü yapanlar, “çöplüğü süpürmeye” çalışıyor –yani bizleri. Onlara göre, dönüşümün ilk çıkarması gereken, seks işçiliği yapan translar ya da ibneler, lezbiyenler. Toplumun en alt tabakası olarak, ilk önce trans bireylere dokunuyor bu uygulamalar, sonrasında diğer kesimlere doğru ilerliyor. Translardan sonra, eşcinseller, lezbiyenler, sokak çocukları ve köpekler geliyor. Kentsel dönüşüm politikası bunların hepsini çöplük olarak görüyor.

LGBT bayrağı tonlarca insanın buluşma noktası oldu. Birbirlerinin nerede olduğu öğrendiler, o bayrak sayesinde buldular birbirlerini. Çok güzel bir dayanışma hali sergiledik.

İş makinelerinin parka girişi haberini duyunca LGBT Blok ne yaptı?

Levent: İlk günden beri gökkuşağı bayrağı Gezi Parkı’nda, diğer muhalif gruplarla birlikteydi. Gezi’de çadırların kurulduğu ilk gece bazı “erkek” gruplarla küçük sürtüşmeler yaşandı. Bize jöle dediler, biz de hemen sahiplenip biz jöleyiz dedik. Zaten sloganımız “velev ki ibneyiz, alışın her yerdeyiz”. Fakat Taksim Dayanışması o grubu dışarı çıkardı, çünkü Gezi Parkı direnişinde cinsiyetçi, homofobik, transfobik, lezbiyenfobik söylemlere yer verilmeyeceği, bunların hoş görülmeyeceği hep söylendi.

Boysan: Gezi direnişinde, hep filmlerde görülen, uzakta olan şeyler artık birçok insan için yakın oldu. Burada iki erkeği ya da kadını öpüşürken görebiliyorlar. Kafalarındaki kareler kırılıyor. Hiçbir örgütlülük içinde görmeyi düşünemeyeceğim LGBT arkadaşlarım da şimdi burada.

Zeliş Deniz

Zeliha: LGBT hareketinin her zaman büyük bir dayanışma arzusu var. Biz her zaman “ne yalnız ne de yanlışsın” sloganı üzerinden örgütlendik. Komün hayatını da hep yaşarız. Gezi direnişinde örgütlenmemizi hızlandıran ve bizleri dik tutan bir özelliğimiz bu. Biz yaşamı böyle görüyoruz. Diğer hareketlerle eylem birlikteliğimiz vardı, ama ilk defa bir direnişin içinde hep birlikteyiz. Önce direniş sembolikti, ama şimdi bir alanda birlikte yaşamaya başladık. Eteğimizdeki her şey döküldü ve herkes birbirini daha iyi tanımaya başladı. Önceleri homofobik tavırlar oldu, lezbiyenler varmış denildi. Fakat ne zaman ki biz 31 Mayıs gecesindeki saldırılarda geri çekilmedik, o zaman daha iyi gördüler. “Bunlar ibnedir, en önce kaçarlar” önyargısı hep vardı. Egemen söylem LGBT bireyleri kadınlık ve yumuşaklığın aşağılanmasıyla okuduğu için riya, döneklik olarak görüyordu. Fakat barikatlarda gördüklerinde, yine delikanlı söylemiyle “vay be, adammış” diyenler oldu.

Levent: Çarşı “ibne” diye sloganlar atıyordu ya, sonra bizden özür dilediler. “Biz ibne diyoruz ama, size demiyoruz, siz başkasınız, onlar başka türlü ibne” dediler. (gülüyor)

31 Mayıs’ta Lambda sabaha kadar açıktı…

Zeliha: Sabah şafak operasyonunda buluşamadık, dağıldık. Kimimiz sokaklarda kaldık, kimimiz de Lambda’yı bir an önce açalım istedik. Müthiş gaz vardı. İnsanlara yardımcı olmamız gerekiyordu. Hızlı bir şekilde Facebook, Twitter ve kişisel iletişimimiz üzerinden organize olduk. Lambda’ya yardımlar gelmeye başladı. Sokağa çıkıp gazı yiyoruz, sonra yine Lambda’ya dönüyoruz. Sadece LGBT’lere değil, herkese açıktı, duyurusunu da yapmıştık. Baktık ki evine günlerce gidemeyecek insanlar var, Lambda’yı yatıya da açtık. Bir fotoğraf çekimi için aldığımız iki yatak vardı, o yataklar büyük önem kazandı. Onur Yürüyüşü’nde kullandığımız kırk metrelik bir bayrak var, insanlar onun üzerine yatmış, diğer yarısını yorgan gibi üzerine çekmiş. Bu süreci gökkuşağının altında yaşamak herkes için unutulmaz bir şey. Örgütlü olmayan LGBT de bu süreçte örgütlenmenin değerini anladı.

Boysan: Bir kültür merkezinin varlığı o kadar önemli ki. Yıllardır üç kuruşu bir araya getiremediğimiz için kirasını veremediğimiz, maddi destek bulamadığımız için kapatılan yerler oralar. Olağanüstü bir halde herkesin gidebileceği bir mekânın ne kadar önemli olduğunu gördük.

Boysan Yakar

Lambda’nın İstiklal’in ortasında olması kolaylaştırıcı oldu mu?

Zeliha: Tabii. Arkamızda Mor Çatı, hemen yanımızda SFK (Sosyalist Feminist Kolektif), sokağı dönünce İHD var. Diğer örgütlerle dayanışma halindeyiz, birbirimize uğruyoruz. Ama karakola da çok yakınız, bu bizi korkuttu. İstiklal’de 100 binin üzerinde insanın meydanı zorladığı o gün ve o günün gecesi, camlar bantlı, perdeler inik, içerisi karanlık… Karartma yapıyorduk. Her şey bittiğinde, üzerimizden akan o gaz sonrasındaki sabahlardan biri çok güzeldi. Herkes uyandı. “Haydi arkadaşlar, hep birlikte meydana” dedik. Hiç tanımadığımız insanlarla birlikte meydana geldik. Çocukların biri gitmiş bir masa bulmuş, diğeri kırık dökük sandalyeler. Bayraklar asıldı ağaçlara. Bir baktık, orada bir şey var artık.

Boysan: Türkiye ayılarının inanılmaz emeği var bu süreçte. İstanbul’da seferberlikte gibiler, her şeyin peşinden koşuyorlar. Yemekler, dolmalar, börekler, çörekler… En sert çatışmaların yaşandığı yer Dolmabahçe’ydi, cumartesi gecesi. Polis Beşiktaş’ı ikiye ayırmıştı, grupların bir araya gelerek Taksim’e çıkmasını engellemeye çalışıyordu. Ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Bir süre sonra çok sert bir gaz kullanmaya başladılar. Kalabalıkta beş-altı kişiyiz, elimizde LGBT bayrağı var. Bu bayrağın işlevinin bu kadar önemli olacağını düşünmemiştik. Bayrak bir görünürlük meselesi tabii, ama galiba hayattan çekmişlik insanı öne atan bir şey. Bizler daha öncesinde de sürekli polisle karşı karşıya gelen insanlarız zaten. Gezi’de olsun, başka yerlerde olsun, kamusal alanların hemen hepsinde. Örgütlüyseniz zaten polisle daimi bir ilişkiniz hep var. Trans komşunun başında bir bela var, polisle karşı karşıya gelmek zorundasın, bu durumlarda nasıl konuşacağını, ne yapacağını biliyorsun. O yüzden öne atılıp barikatların dibine gittik. Grup için çok erkekçe bir şey o savaş hali, ama bir taraftan bizim için çok onurlu da bir durum var. O bayrak tonlarca insanın buluşma noktası oldu. Birbirlerinin nerede olduğu öğrendiler, o bayrak sayesinde buldular birbirlerini. Benim üstümde etek vardı. Bir laf yayıldı ortalığa, “etekli oğlanda ilkyardım malzemesi var” diye, o da çok işe yaradı. Soğutucularla falan inmiştik aşağıya yardıma. Çok güzel bir dayanışma hali sergiledik. Defalarca bize helal olsun dendi.

Tahmin etmediğimiz kalabalıklarla helalleştik. Tokalaşmanın hayal olduğu yerde birbirimizin sırtını sıvazladık. Böyle şeyler inanılmaz güç verdi bize. Hepimiz devrimci babaların hikâyeleriyle büyüdük, ama insanın kendisinin hikâye yazması ne kadar mütevazı ve çok tatlı.

Levent: Cumartesi gecesi Çarşı Lambda’da kaldı. Barikatta küfrediyorlar ibne diye, sonra dönüp kusura bakmayın diyorlardı. Bence bu eylemin en güzel tarafı bu etkileşim. Bu direniş üzerine çok yazılıp çizilecek, ama en çok konuşulacak mesele, bu beş benzemezin bir araya gelmesi. Burada mükemmel bir temas var, ibnesinden Kürdüne, Kürdünden ulusalcısına, anarşistinden sosyalistine, anti-kapitalist Müslümanına. AKP’lisi de burada, bir sürü insan bir arada. Bir patlamaydı bence 31 Mayıs direnişi. AKP’nin durduğu neoliberal muhafazakâr ve kendine demokrat yerden ve yüzde 51’i arkasına aldığını varsayarak kimseye sormadan uyguladığı politikaların patlaması gibiydi. Bizler bir ağacın gölgesinin nelere kadir olduğunu bir kez daha gördük. Şu alana bakıp da duygulanmamak mümkün değil. 23 yaşındayım, şimdiye kadar gördüğüm tek direniş Tekel direnişi.

Boysan: Böyle dev bir parti veriyor olsak Taksim’de, o gün giydiğim etekten neler çekerdim, kafa sağlam evime dönemezdim. Öyle bir kalabalığın içindeyiz ki, hayat boyu kendimizi onlardan sakındık, uzaklarında kalmak için elimizden geleni yaptık, evlerimize tıkıldık, aynı apartmanlarda yaşamaya gayret ettik, domatese iki katı para verip, iki kat kira ödeyip belli mahallelerde oturmaya çalıştık, iki işte çalıştık, kimimiz bu pahalı hayata dayanabilmek için seks işçiliği yapmak zorunda kaldı. Direnmekse bu da bir direnme; kiraya direnmek, pahalı şeye direnmek… Beyoğlu’nda öğrenilmiş bir ahlâk var, birçok insana ev veriliyor, kapı açılıyordu zaten, ama şimdi mevzu toplumsal bir boyuta yayıldı, tahmin etmediğimiz kalabalıklarla helalleştik. Tokalaşmanın hayal olduğu yerde birbirimizin sırtını sıvazladık. Böyle şeyler inanılmaz güç verdi bize. Hepimiz devrimci babaların hikâyeleriyle büyüdük, ama insanın kendisinin hikâye yazması ne kadar mütevazı ve çok tatlı.

Daha çok direniş sizden öğreniyor gibi…

Levent: Karşılıklı öğreniyoruz.

Boysan: Biz bir de mahallemizi tanıyoruz. Bu mahalle de, bu park da bizim. Sabah işine gideni, akşam sokağa çıkanı biliyoruz yıllardır. Buranın ruhunu, o alfabeyi zaten biliyorduk, şimdi anlatıyoruz. Hacettepe Üniversitesi’nin yaptığı “kimi komşu istemezsin” araştırmasında yüzde 84 eşcinsel cevabını yüzde 70’e indirmişizdir. Sadece İstanbul’da değil, her yerde. Ankara, İzmir, Adana’da da indiler LGBT’ler alanlara. Kayseri de inmiş. Çocuk annesini aramış, demiş “al gökkuşağı bayrağını, in aşağıya”. Teyze de 2 bin kişilik kasabayı gökkuşağı bayrağıyla kasaba meydanına indirmiş. Teyze ne kadar farkındadır, bilmiyoruz ama, o bayrakların hepsi meydanlara indi.

Levent: Elinde Türk bayrağıyla BDP’li grubu linç etmeye çalışan grup bugün burada “faşizme karşı omuz omuza” sloganı atıyor. Burada büyük bir kırılma var. Bence özne olmayı anladı insanlar. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam diyoruz. 30 Haziran’da, saat 17’de herkesi Taksim Meydanı’nda Onur Yürüyüşü’ne bekliyoruz.

Express, sayı 136, Haziran 2013

^