RUSYA’NIN UKRAYNA HAREKÂTI –IV  

Ümit Akçay
18 Mart 2022
Hayat Nazer, Lady of the port, 2020
SATIRBAŞLARI

Bu yazıyı yazarken Rusya ile Ukrayna arasında süren müzakerelerden olumlu sonuç alınabileceği beklentilerinin arttığı açıklamaları haber kanallarında son dakika bilgisi olarak geçiyordu. Umarım ateşkesi sağlama ve silahlı çatışmayı sonlandırma girişimleri kısa sürede sonuç verir.

Bu müzakereler ateşkesle sonuçlansa bile Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin siyasi ve iktisadi etkileri sürecek. Sürecin başından itibaren yaptığım değerlendirmelerde, yaşadıklarımızı tarihsel bağlama yerleştirmek için küresel ara rejim kavramını önererek, Çin’in ve Avrupa’nın pozisyonlarını ele almıştım. Bu yazıda ABD’ye odaklanacağım.

Biden iktidarı ve iki temel sorun

Biden yönetimi Kongre baskını gibi dramatik bir olayla, deyim yerindeyse, “vuruşarak çekilen” Trump’tan iktidarı aldığında, Covid-19 nedeniyle oluşan halk sağlığı krizi ve ekonomik çalkantılarla boğuşmak durumunda kaldı. Bernie Sanders kampanyasıyla uzun yıllar sonra ilk kez daha çok görünür hale gelen “demokratik sosyalistler” Demokrat Parti’nin başkanlık adaylığını kazanamadılar, ama partide kalarak yeni dönemin politikalarını soldan şekillendirmeyi denediler.

Demokratların iktidarındaki Yeni Yeşil Anlaşma gündemi, krizden çıkış için kamu yatırımlarının ve asgari ücretin artırılması gibi “sosyal demokrat” önlemler iki temel gelişmeyle gölgelendi.

ABD’nin ekonomi gündemi enflasyonla mücadele, faiz artışı ve ekonominin yavaşlatılması çabaları tarafından belirlenmeye başladı. 16 Mart’ta 2018’den beri ilk kez 0,25 puan faiz artışına gidildi ve 2022 içinde artışların süreceği ilan edildi. Kısacası, ABD 1970’lerin stagflasyonunu andıran bir iç gündemle karşı karşıya.

İlk gelişme, Covid-19 salgınının sanıldığının aksine uzun dönemli kalıcı ekonomik hasarlar bıraktığının ortaya çıkmasıydı. 2008 krizinde işsiz kalıp yeniden iş bulamayan orta yaş üstü çalışanlar emek piyasasından ayrılmıştı. 2020’de ise 2008’dekinden çok daha büyük bir kesim emek piyasasına dönemedi ve pek çok sektör “büyük istifa dalgası”yla sarsıldı. İkinci gelişme enflasyonun, ABD merkez bankası Fed’in salgının başında ileri sürdüğü gibi geçici değil, kalıcı olduğunun ortaya çıkmasıydı.

Bu gelişmelerin sonunda, ABD’nin ekonomi gündemi bir anda enflasyonla mücadele, faiz artışı ve ekonominin yavaşlatılması çabaları tarafından belirlenmeye başladı. 16 Mart 2022’deki Fed toplantısında 2018’den beri ilk kez 0,25 puan faiz artışına gidildi ve 2022 içinde artışların süreceği ilan edildi. Kısacası, ABD 1970’lerin stagflasyonunu andıran bir iç gündemle karşı karşıya.

Doğuya odaklanma

Biden yönetimin dış politika karnesi de çok parlak sayılmaz. Ortadoğu’da çekilme gündemi Afganistan’dan çıkarken ortaya çıkan kareler tarafından damgalandı. Ancak, ABD açısından esas odak epeydir doğuya kaymıştı.

Çin’in ekonomik yükselişini stratejik bir tehdit olarak tespit eden ABD müesses nizamı daha Trump döneminde koruma duvarlarını yükseltmeye girişmiş ve bazı Çinli teknoloji firmalarına yaptırımlar getirmeye başlamıştı.

Biden ve Putin’in 16 Haziran 2021’deki Cenevre buluşmasından (üstte), 19 Şubat’ta New York’taki savaş karşıtı gösteriden bir pankart (“Başkan Biden, Rusya’yla savaşı kışkırtmayı bırak”) ve Ukrayna’nın Rusya işgalindeki Irpin kentinde sivillerin tahliyesi

Biden döneminde bu stratejinin ideolojik ve politik eksiklerinin giderilmesine girişildi. ABD, düzenlediği demokrasi konferansıyla, liberal uluslararası düzeni restore etmeye ve bunun moral liderliğini yeniden üstlenmeye soyundu. Yani, daha savaş başlamadan, küresel ölçekteki ana tartışma ekseni “demokrasiler ile otokrasiler arasındaki mücadele” olarak belirlenmişti.

Savaş gündemi ve ABD’nin üç kazanımı

ABD müesses nizamı tarafından tasarlandığı şekilde tedrici olarak doğuya, esas olarak Çin’e odaklanma stratejisi Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimiyle bölünmüş oldu. Ancak, ABD bu gelişmeyi dikkat dağıtan bir kesinti değil, bir katalizör olarak kullanmaya başladı. Ve de Türkiye’deki siyasi tartışmalardan aşina olduğumuz deyimle, krizi fırsata, hatta kazanımlara çevirmeye girişti.

ABD’nin kısa dönemli de olsa kazanımlarından ilki Almanya’nın değişen pozisyonu. ABD yönetimi uzun süredir Almanya’yı Kuzey Akım-2 projesinden vazgeçirmeye çalışıyordu. Hatta, Rusya’dan gelecek gaz yerine, ABD’den gemilerle taşınacak likit gaz sağlama önerisini getirmişti. Almanya ise sadece Rusya gazının ucuz olmasından değil, Rusya’yla ticari ilişkilerin artırılmasının aynı zamanda güvenliği artırmanın da bir yolu olduğu düşüncesiyle ABD’nin bu taleplerini sürekli geri çeviriyordu. ABD’nin yıllardır yapamadığını Rusya işgali birkaç günde yaptı. Almanya ABD’nin talepleriyle uyumlandı.

İkinci kısa dönemli kazanım, NATO’nun küllerinden doğması. Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası birkaç hamlede gerçekleşen genişleme adımlarına rağmen, bu güvenlik örgütünün amacının ne olduğu ya da NATO üyesi büyük ülkelere faydasının ne olduğu gibi konular epeydir tartışılmaya başlanmıştı. Özellikle, bazı NATO üyelerinin milli gelirlerinin yüzde ikisi kadar askeri harcama yapma teamülüne uymaması, ABD’yi NATO’nun masraflarını üstlenen temel güç haline getirmişti. Savaş gündemi bunu da bir anda değiştirdi. NATO daha önce yapılan demokrasi zirvesiyle şekillendirilen “otokrasilere karşı demokrasiler” söylemine güvenlik örgütü olarak zihinlerde yeni bir misyon kazandırmış oldu.

ABD’nin kazanımlarından ilki Almanya’nın değişen pozisyonu. ABD’nin yıllardır yapamadığını Rusya işgali birkaç günde yaptı. Almanya ABD’nin talepleriyle uyumlandı. İkinci kazanım, NATO’nun küllerinden doğması. Üçüncüsü ise ABD’nin mevcut savaş ortamını fırsat bilerek Çin’i giderek daha fazla sıkıştırması.

Üçüncü kazanım ise ABD’nin mevcut savaş ortamını fırsat bilerek Çin’i giderek daha fazla sıkıştırması. Bu yıl Çin’de düzenlenen Kış Olimpiyatları öncesinde, Rusya ve Çin liderleri ortak tutum belgesi açıklarken, ABD’li yetkililerin Çin’i Rusya’nın Ukrayna’yı işgal niyeti hakkında uyarmaya başladıkları iddia ediliyor.

ABD’nin Çin’e uyguladığı sıkı markaj işgal başladıktan sonra da sürdü, hatta Çin Rusya’ya askeri yardım yapmakla suçlandı. Karşılıklı açıklamalarla artan tansiyon geçtiğimiz hafta Roma’da ABD ve Çin heyetlerinin yedi saat süren görüşmesiyle bir ölçüde yumuşamış gibi görünüyor, ancak son durum 18 Mart’a kesilen Biden- Xi randevusunda belli olacak. Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar sonrası Çin parasının öneminin artıp artmayacağı ya da doların hâkimiyetinin azalıp azalmayacağı tartışmaları süredursun, sürecin gidişatıyla ilgili endişeler şimdiden Çin’den çok büyük miktarlarda sermaye çıkışına neden oldu.

Kısacası, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi iç gündemle sıkışan ve kamuoyu oylamalarındaki görev onayı sürekli gerileyen Biden için kendisine olan desteğin arttığı bir sürecin başlamasını getirdi. ABD açısından ise kısa dönemde yukarıda sıraladığım üç önemli avantaj belirmiş durumda. Ancak, sürecin kesin galibini ilan etmek için çok erken.

^