MADEN İŞÇİLERİNİN DİRENİŞİ VE SKANDAL PROTOKOL

Söyleşi: Bekir Avcı
3 Kasım 2019
SATIRBAŞLARI

Somalı maden işçileri beş yıldır ödenmeyen tazminatlarının ödenmesi için 5 Ekim’de başlattıkları Ankara yürüyüşünün valilik emriyle Kırkağaç’ta durdurulması üzerine geçtikleri oturma eylemini jandarma ablukasında sürdürüyor. Bir yandan Enerji Bakanlığı ile müzakereler yürüten direnişçi işçilerin  31 Ekim’de Soma’da yaptıkları açıkhava toplantısında teşhir ettikleri “protokol”, sermaye-sarı sendika-siyaset şer üçgeninin işçi haklarına nasıl el koyduğunu bütün çıplaklığıyla belgeledi: Bir “işçi sendikası” ki işçiye karşı. İşveren zora girmesin diye canhıraş çalışıyor. İşçinin tazminatına göz diken işveren için imza kampanyaları başlatıyor, sokak sokak dolaşıp destek istiyor. Bu sendikanın adı Türkiye Maden-İş, Türk-İş’e bağlı. İktidarla samimiyetleri sır değil. İşveren refaha ersin diye işçilerin hakkını nasıl pazarlık konusu yaptıklarını, Soma Holding’i kurtarma çabalarını ve “işçilerin tazminatlarını nasıl verdirmeyiz” hesaplarını söz konusu “protokol” apaçık beyan ediyor. İşçilerin kıdem, ihbar ve iş kazası tazminatlarının nasıl örgütlü bir şekilde gaspedildiğini ve bir ayı dolduran direnişin seyrini Bağımsız Maden-İş’ten Tahir Çetin ve Çetin Erkalkan ile sendikanın örgütlenme uzmanları Kamil Kartal ve Başaran Aksu’dan dinliyoruz.
 
Tahir Çetin

Türkiye Maden-İş’in Soma Holding’le 2016’da imzaladığı protokolü 31 Ekim’de Soma’da bir basın açıklaması ile teşhir ettiniz. Bu protokol nasıl yapılmış, neyi içeriyor?

Tahir Çetin: 2016’da imzalanan bu protokolle Soma’daki işçilerin tazminatının ödenmesine engel olunmuş. Bunu yapan da Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden İşçileri Sendikası. Bize daha evvel “maden işçisinin yanındayız, asla satmadık” diyen Türkiye Maden İşçileri Sendikası bu belgelere cevap versin. Bu insanların tazminatlarını nasıl satmışlar, bu protokolü nasıl imzalamışlar, hepsi bu belgede. Kamuoyu duysun bunu, işçiler de nasıl bir sendikaya üye olduklarını bilsin.

Kamil Kartal: Yasaya göre, TMSF üzerinden el konmuş olan Soma Holding’in başkanı Alp Gürkan’ın mal varlığının satılarak işçilere bir seferde tazminatlarının ödenmesi gerekiyor. 4 Nisan 2015 tarihinde Meclis’ten çıkan yasa, malların tasfiye edilip bunun parasının işçilere verileceğini söylüyor. Bunu değiştirme şansına sahip değiller. Nitekim TMSF bu yasaya dayanarak 36 milyonluk bir satış ilanına çıkıyor. İşçilerin toplam alacağı ise 34 milyon 166 bin lira. Bu satış gerçekleşse işçiler bir seferde tazminatlarını alacak zaten. Ama o süre içerisinde işveren Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile anlaşarak 24 aylık bir taksitlenmeye gidiyor.

24 ay taksitlendirme yapmak diye bir şey yasalarımızda yok. Bunun herhangi bir protokolle yapılması da hukuken mümkün değil. Ne hikmetse bu hukuksuzluğa TMSF de göz yumuyor. Nereden baksan bir hukuksuzluk var, nereden baksan bir adaletsizlik var, nereden baksan bir kumpas var.

Yani Türkiye Maden-İş’in tutumu ile tazminatlar rafa kalkıyor. Peki, bu belgenin hukuki bir karşılığı var mı?

Kartal: Bu belgenin hukuki hiçbir karşılığı yok. İki nedenden dolayı yok. Birincisi, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesine dair yasa maddeleri var. Bununla ilgili de kesinleşmiş yüzlerce iştirak kararları var. İşçilerin tazminatları kendi rızaları olmadan asla bölünemez ve parçalanamaz. Yani işçinin iş akdi feshedildiği andan itibaren ya da emeklilik müracaatı yapıldığı andan itibaren, işveren kıdem tazminatları ödenmek zorunda, hem de anında ödemek zorunda. Yasa bunu emrediyor. Yasa, ayrıca, işverenin pozisyonu eğer bunu defaten ödemeye müsait değilse, işçinin rızasını almak koşuluyla, en fazla dört taksitle ödenebilir diyor. Yani dört taksiti geçemez. Onda da işçinin rızası olması lâzım.

Kamil Kartal

Yani yapılan şey hukuken geçerli değil zaten. 24 ay taksitlendirme yapmak diye bir şey yasalarımızda yok. Bunun herhangi bir protokolle yapılması da hukuken mümkün değil. Ne hikmetse bu hukuksuzluğa TMSF de göz yumuyor ve satışı durduruyor. Ama bu arada bu satış durana kadar 6 milyon liralık bir malı kendi uhdesine geçiriyor ve bu 6 milyon lira parayı tazminatlarına mukabil işçilere ödüyor. Ama ödediği bu 6 milyonun, yine yasa gereği, 4,5 milyonunu TKİ’nin ödemesi lâzım. Yani TKİ’nin ödemesi gereken parayı buradan ödüyorlar. Oysa bu 6 milyon lira para direkt rödevanslı işyeri diye kabul edilen Eynel ve Atabacası’na ödenmiş olsa –ki yasa bunu gerekli kılıyor– bu sorun ortaya çıkmayacak. Onlar tazminatlarını alacak en azından. Yani, nereden baksan bir hukuksuzluk var, nereden baksan bir adaletsizlik var, nereden baksan kurulan bir kumpas var. Burada sermaye, sarı sendika ve siyaset üçgeninin kurduğu bir kumpas var. Devletin etkin ve yetkin kurumları da bu kumpasın içinde, bilerek ya da bilmeyerek. Ve sorun kangren haline geliyor. Doğal olarak da bu tazminatlar ödenmiyor.

Teşhir edilen bu belge en özet haliyle bize ne anlatıyor?

Başaran Aksu: Bu belge, işveren denetimine girmiş bir işçi sendikasının, işveren talimatıyla, kendisine üye bile olmayan –vakti zamanında üye olsa da protokollerin yapıldığı tarihlerde üyeliği kalmamış– işçiler adına yapılmış bir protokol. İşçilerin haklarının, tazminatlarının ödenmemesi üzerine kurulmuş bir protokol. Yani bir işçi sendikası tamamen işverenin çıkarı doğrultusunda ve işçilerin haklarının aleyhine bir protokol imzalıyor. Şirket Soma’da kalsın ve yeni maden sahası onlara tahsis edilsin diye imza kampanyaları başlatıp imza stantları kurdular. Dava açmak bir yana, o şirket orada dursun diye canhıraş çalıştılar.

2831 işçinin tazminatını nasıl bölüyorsun? Demek ki aynı oyunlarla sen 301 işçinin iş sağlığı ve iş güvenliğiyle de oynamışsın. Protokolde imzası olanlar cinayetten de yargılanmalı.

Peki, bu belge Türkiye’deki sendikacılığa dair ne söylüyor?

Aksu: Bu protokol belgesi, bugün Türkiye’de sendika denen kurumun artık bütünüyle patronların kontrolü altına alındığını, işveren sendikalarına gerek olmadığını, işçi sendikalarının direkt işveren denetiminde olduğunu gösteriyor. Bu kokuşmuşluk, bu çürümüşlük, bu teslim alınmışlık belge de gerektirmiyor aslında. Bunlar doğrudan devlet tarafından korunup kollanıyorlar. Bu düzen sendikaları ancak böyle ayakta kalabilirler.

Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu (soldan beşinci) Soma işçileriyle birlikte

Soma Katliamı’ndan sonra imzalanmış olsa da geriye dönük olarak bize ne anlatıyor belge?

Kartal: Bu belge katliamdan sonra ortaya çıksa da, uygulama yöntemlerine ve buradaki çeteye dair çok şey söylüyor. Geriye dönüp baktığımızda, aslında yalan ve dolanlarla Soma Kömürleri AŞ sanki Türkiye’nin en sağlıklı madenlerini hayata geçiriyormuş gibi bir intiba yaratıldı. Alp Gürkan televizyonlarda demeçler vererek “yaşam odalarının bile olduğu, son derece modern bir maden işletmesini Türkiye’ye kazandırdıklarını” ifade etti. Bu yaklaşımlardan bir ay sonra katliam oldu zaten. Ama orada görüldü ki, 450 civarında işçinin çalışması üzerine tasarlanıp planlanmış bir madende binin üzerinde insan vardiyalara sokulmuş. 301 insanın katledilmesine dair Akhisar Ağır Ceza Mahkemeleri’nde açılmış davalarda binlerce belgeyle, binlerce ifadeyle bu zaten teyit edildi. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet unsuru olarak gören bir anlayışın tek derdinin ne olduğu ortaya döküldü. On yılda çıkaracağı 15 milyon ton kömürü dört buçuk yıl gibi bir sürede çıkarttığına tanık olduk. Yine dava dosyalarına bakıldığında göreceksiniz ki, orada devleti de dolandırdıkları ortaya çıktı. TKİ’ye gönderdikleri yeni revize projelerinin paralarını tahsil etmelerine rağmen gerçekleştirmedikleri, havalandırma sistemlerini güçlendirmedikleri, açılan bacaların havalandırma amacıyla değil de, üretime odaklı bacalar olduğu ve teker teker kapatıldığı ortaya çıktı. Yani göz göre göre 301 insanı katlettikleri zaten mahkeme kararlarıyla kesinleşti. Türkiye tarihinde ilk defa iş cinayetleri nedeniyle patronlar yargılandı bu davada. Yine Türkiye’de ilk defa patronlar ceza aldı.

Bu protokol belgesi, bugün Türkiye’de sendika denen kurumun artık bütünüyle patronların kontrolü altına alındığını, işveren sendikalarına gerek olmadığını gösteriyor. Bu kokuşmuşluk, bu çürümüşlük, bu teslim alınmışlık belge de gerektirmiyor aslında.

Çetin: Normal bir ülkede bu belge yayınlandığı andan itibaren Türkiye Maden İşçileri Sendikası, TKİ, TMSF, hepsinin yetkililerinin, o protokolde imzası olan yetkililerin tutuklanması gerek. 2831 işçinin tazminatını nasıl bölüyorsun? Demek ki aynı oyunlarla 301 işçinin iş sağlığı ve iş güvenliğiyle de oynamışsın. İmzası olanlar cinayetten de yargılanmalı. Bunların katil oldukları ortada. 2831 işçi arkadaşımızın tazminatlarını nasıl kendi çıkarları için çıkarttılarsa, demek ki aynı sahte evraklarla iş sağlığı ve iş güvenliğini de engellemiş, insanların ölümüne de sebep vermişlerdir.

Peki, ne yapmalı?

Aksu: İşveren sendikaları kapatılmalıdır, çünkü artık gerek yok. İşçi sendikaları zaten bu görevi yerine getiriyor. Artık bu sendikaların varlığını tartışmak gerek. Yapılan her hukuksuzluk yanlarına kâr kalıyor, her tür soygun yasal kılıfına uyduruluyor. İşçilerin parasını yağmaladı diye bugüne kadar ceza almış bir tek sendika yöneticisi örneği yok.

Çetin Erkalkan

Kırkağaç’taki eyleminiz devam ediyor. Tazminatını alamayan 3500 işçi var, ama eylem alanındaki sayı elli kişi civarı. Bu belge diğer işçileri harekete geçirir mi, onlara bir çağrınız var mı?

Çetin Erkalkan: Öyle sanıyorum ki eylem alanına çok gelen olacak. Çünkü insanlar artık hayatlarının ve emeklerinin gaspedilmesinden yılmış durumda. Tabii korku da var, bu yüzden gelmemelerini de anlıyorum. Şirketler aba altından sopa gösteriyor, işçileri işsiz kalmakla tehdit ediyorlar. Ama her şey ortada işte, sarı sendika ile anlaşan işveren, işçilerin haklarını nasıl gaspederiz hesabı yapıyor. Biz işçi arkadaşlarımıza sesleniyoruz: Bireysel olarak değil, toplu olarak gelirseniz, işçinin önünde hiç kimse duramaz. Güçlü olabilmemiz için birlikte hareket etmemiz gerekiyor. 5 Kasım’da Ankara’da bir görüşme daha var, bunun öncesinde birlik ve beraberliğimizi güçlü tutmamız lâzım. Birilerinin gücümüzün ciddiyetinin farkına varması gerekiyor.
Sarı sendika dediğimiz Türkiye Maden-İş Sendikası bu zamana kadar bizim arkamızdan birçok iş çevirmiş. Adımıza çeşitli anlaşmalar yapıp haklarımızın gaspına öncülük etmişler. Bundan dolayı biz de şimdi Bağımsız Maden-İş Sendikası’ndayız. Bu tamamen işçilerin kurmuş olduğu, tamamen işçilerden oluşan bir sendika. Tüm işçiler olarak bizim arkamızdan dolap çeviren, haklarımızın yenmesine göz yuman sendikalara karşı durmalıyız. Bağımsız Maden-İş gibi, tamamen işçilerin kurduğu ve işçilerin yönettiği sendikalarda olmalıyız. Artık biz kendi kendimizi yönetelim. İşçiyi başkaları değil, işçinin kendisi yönetsin.

Tüm işçiler olarak arkamızdan dolap çeviren, haklarımızın yenmesine göz yuman sendikalara karşı durmalıyız. Tamamen işçilerin kurduğu ve işçilerin yönettiği sendikalarda olmalıyız. Artık biz kendi kendimizi yönetelim. İşçiyi başkaları değil, işçinin kendisi yönetsin.

Bir ayı dolduran eylemde son durum ne?

Kartal: İşçilerin 5 Ekim’de Ankara’ya yürümeye başlaması, yollarının kesilmesi, buna rağmen inat ve ısrarla mücadeleye devam etmeleri çok şeyi değiştirdi. Bakanlık düzeyinde üç görüşme yaptık. Dördüncü görüşmemiz 5 Kasım’da gerçekleşecek. Bu üç görüşmede önemli mesafeler aldık. Beş yıldır kangren haline gelmiş olan sorunun neredeyse yüzde 80’ini çözme aşamasına geldik. Ödeme meselesiyle ilgili sıkıntılar var. Bu sıkıntıların da önemli bir kısmını 5 Kasım’da çözeceğiz diye tahmin ediyorum. Yüzde 20 işçi arkadaşımızın, Uyar Madencilik’te olan arkadaşlarımızın sıkıntısı devam ediyor, onunla ilgili de bir yasal düzenleme gerekiyor. Biz bunun 4447 sayılı İşsizlik Sigorta Fonu’ndan ödeneceğini düşünüyoruz. Bu konuyla ilgili önerilerimizi Meclis’teki arkadaşlarımıza ulaştırdık. Onlar da önümüzdeki günlerde bunun bir yasal düzenleme haline getirilmesi için çaba sarfedeceklerine söz verdiler. Uyar Madencilik dışındaki işyerlerindeki sorun bu mücadele ile büyük ölçüde çözüldü. Bu paraların ödenmesi için süre meselesini tartışıyoruz artık. Onlar ocak diyor, biz de 2019 bitmeden, tek parçada ödensin diyoruz. Ocak ayında ödenmesi kesinleşmiş durumda.

Erkalkan: Yine söylüyorum, birlikte hareket edersek daha güçlü oluruz. 5 Kasım’daki görüşme öncesinde birlik ve beraberliğimizi daha da güçlü tutmamız gerek. Arkadaşlarımıza sesleniyoruz: Eğer toplu olarak hareket edersek önümüzde kimse duramaz.

 

Protokol belgeleri

^