KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI 25 KASIM

Söyleşi: Ayşegül Oğuz
25 Kasım 2023
2006-2022 arasında 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadale Günü'nde Gece Yürüyüşleri Taksim Tünel'de yapıldı (Foto: Yağmur Kara)
SATIRBAŞLARI

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nü karşılamaya hazırlanıyoruz. Geçen yılki buluşma yoğun polis şiddeti altında geçmişti. Bu sene ne öngörüyorsunuz?

İrem Gerkuş: Beş senedir feminist hareketin içinde örgütlüyüm. Geçen yıl 25 Kasım’dan 12 gün önce İstiklal Caddesi’nde bomba patladı. Biz haberi 25. Sığınaklar Kurultayı’ndayken aldık. Her yıl olduğu gibi, geçen sene de çağrıyı Beyoğlu’na, Tünel’e yapmıştık. Oradan vazgeçmemek, orada olmayı bir kez daha denemek istiyorduk. Fakat, hatırlarsanız, 25 Kasım için çağrı yaptığımız anda valilikten yasak kararı gelmişti. Zaten eylemin Taksim’de olması da insanlar için tedirginlik vericiydi. Türkiye’de yaşanan birçok olayda olduğu gibi, herhangi bir tehlikeye, bomba gibi bir saldırıya karşı alınmayan güvenlik önlemleri yine bizlere karşı alındı. Tünel’e giden tüm yollar kapatılmıştı. Arkadaşlarımız darp edildi, işkence gördü, gözaltına alındı. 25 Kasım 2022 polis şiddetini en yoğun şekilde yaşadığımız, neden sokakta olduğumuzu bir kez daha hatırladığımız bir gündü. O zamandan bu zamana, da kazanımlarımıza yönelik saldırılara karşı yine mücadele içindeyiz.

İrem Gerkuş

Geçen yılki 25 Kasım’ın ardından bir hukuk mücadelesi de başladı, değil mi?

Evet, şiddet uygulayan polisleri de ifşa ettik. Eylemin ertesi günü Çağlayan’da açıklama yaptık. Arkadaşlarımız darp raporlarını topladı. Arkadaşımız Dilbent’in ayağı kırıldı. İki arkadaşımız Silivri’deki geri gönderme merkezine gönderildi, onların sürecini takip ettik. Geri gönderilmemelerini sağlamayı başardık, ama geri gönderme merkezinde kalmak hiç kolay değil. Şiddetin etkilerinin uzun süre devam ettiği günler yaşadık. 25 Kasım’ın Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden Mirabal kardeşlerin devlet görevlileri tarafından tecavüz edilip öldürülmesi üzerine uluslararası bir mücadele günü ilan edilmesinde de görüyoruz ki, kadınları devlet dolayımıyla erkek şiddetine maruz bırakan, son derece tanıdık ve tarihsel bir süreklilik var.

Kadın hareketinin ve feminist hareketin 2023 ajandası nasıl başlamıştı?

8 Ocak’ta Kadınlar Birlikte Güçlü “2023’ü eylemle karşılıyoruz” diyerek bir eylem çağrısı yaptı, 5 Şubat’ta “Kadınların isyanı değiştirecek” başlığıyla bir forum topladık. Ertesi gün, 6 Şubat’ta depreme uyandık. Yaşanan korku ve travma ikliminde şiddetin farklı tiplerine maruz kaldık. Feministler, kadın örgütleri, sivil toplum, bağımsız platformlar, kadınların deprem sonrası maruz kaldığı ayrımcılığı ve şiddeti azaltmak için hemen hareket geçti. Bir de 8 Mart 2023 Feminist Gece Yürüyüşü’nü yaşadık. 8 Mart’ın meşruluğu, kadınların ve LGBTİ+’ların sahiplenilişi, sözü, tarihi bizim için farklı bir yerde duruyor. Sokaklarda olmak, her yerden taşmak, bir şekilde bir arada olmak, hele depremin hepimiz üzerindeki yoğun etkisi sürerken 8 Mart gecesi o kalabalığın buluşması hepimizi çok iyi hissettirdi. Bir yandan da genel seçimleri yaşadık. LGBTİ+ düşmanlığı hiç durmadan devam etti.

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılarda, sözleşme iptal edilene kadar geçen sürede iktidarın ve onun yanında yer alan erkek grubun hedef haline getirdiği topluluk LGBTİ+’lar oldu. Anayasa tartışmalarıyla beraber bizim de gündemimiz şekillenmeye başladı, çünkü bunun sonunun gelmeyeceğini, sahip oldukları kadın ve LGBTİ+ düşmanlığının bitmeyeceğini değişikliğe gösterdikleri gerekçelerde de açıkça gördük. İktidarın “aileyi korumak” bahanesiyle kutuplaştırmayı artıran, aile dışında doğru düzgün hiçbir kurumsal mekanizma bırakmayan, toplumun korkularını harekete geçirerek kendine güç devşirmeye çalışan bu anayasa değişikliği teklifi bizleri, kadınları ve LGBTİ+’ları hedef alıyor. Son zamanlarda yine sık sık nafaka hakkı, Medeni Kanun, 6284 sayılı kanun hakkında iktidar ve iktidar yanlısı cenahlar kadın düşmanı görüşlerini ifade ediyor. Şiddetten uzak bir yaşam kurma yollarımıza, kazanımlarımıza bir saldırı var. Bu kadar büyük bir şiddet sarmalının içinde 25 Kasım’da sokakta olmaya, bu hakkı hissetmeye ihtiyacımız var. Seçim sürecinde de gördük ki, muhalefet dahi sokak sanki meşru bir yer değilmiş gibi davranıyor. Sokaklar bizim. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir dünya talebimiz var. Bu talepleri dile getirdiğimiz için şiddet görmemeliyiz. 25 Kasım 2023’te de bu gücü bulmaya çalışıyoruz.

Seçim sürecinde de gördük ki, muhalefet dahi sokak sanki meşru bir yer değilmiş gibi davranıyor. Sokaklar bizim. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir dünya talebimiz var. Bu talepleri dile getirdiğimiz için şiddet görmemeliyiz. 25 Kasım 2023’te de bu gücü bulmaya çalışıyoruz.

Bu yılki 25 Kasım hazırlık komitesinin tartışmaları ne yönde gelişti? Sorunlar, eylemde öne çıkması murad edilenler nasıl şekillendi?

25 Kasım Kadın Platformu 2006’dan bu yana gece yürüyüşlerini tertipliyor. Yürüyüşün ekseni erkek-devlet şiddetine karşı mücadele. Bugün iktidarın aile politikası adı altında yasaları kadınların aleyhinde nasıl şekillendirdiğini biliyoruz. Medeni kanun değişecek mi? Sayısı artan aile şuraları toplantıları neyi amaçlıyor? Nafaka hakkı, boşanma ve 6284’e gelen saldırılar için ne yapabiliriz? Bu her biri ayrı mücadele gerektiren yoğun gündem sürekli arka planda çalışıyor. Bir feminist olarak kanunlara devletin sosyal politikaları ve patriyarka bağlamında da bakıyorum. Kadınlar için aile dışında bir hayat mümkün mü? Şiddetsiz sürdürebilecekleri bir hayat var mı? Şu anda en önemli gündemlerimizden biri bu. Tabii yoksullukla beraber gelen ekonomik şiddeti ve kadınların üzerine bindirdiği yükleri konuşuyoruz. Ücretli emeğin yarattığı sömürünün yanında esnek çalışma koşullarının dayatılması, kadın emeğinin ucuz işgücü haline gelmesi, kötü koşullarda çalışma, iş bulamama, karşılıksız ev içi emeğin kadınların sırtına büsbütün yüklenmesi gibi başlıklar da öne çıkıyor.

Türkiye’deki bu genel manzaraya bir de Filistin’deki işgal eklendi, değil mi?

Evet. Bu yılki 25 Kasım’da “Filistin’de soykırıma, İsrail’le ticarete son” ve “Têkoşîna Rojava Têkoşîna Jinan e” (Rojava mücadelesi kadın mücadelesidir) pankartlarıyla Rojava ve Filistin’de yaşananlara karşı sözümüzü vurgulayacağız. Sömürgeci devletlere karşı duruşumuzun yanında, her iki işgal boyunca kadınların yaşadığı şiddete dikkat çekmek, onların yanında olduğumuzu duyurmak istiyoruz. Uluslararası kadın örgütleri de İsrail devletinin şiddetine karşı Filistin’le dayanışma çağrısı yaptı. 25 Kasım yürüyüşünün ana ekseninde sadece Filistin olmayacak, çünkü tüm yaşam alanlarımıza saldıran erkek şiddetini az konuşmaya başladık gibi hissediyoruz. Her gün bir kadın öldürülüyor, şiddet durmuyor. İstanbul Sözleşmesi’ni kaybettik, 6284 sayılı yasa sürekli yeni saldırılarla karşı karşıya. Şiddetten kurtulmaya, yeni bir hayat kurmaya çalışan bir kadın için sosyal haklar zaten yok, üstelik varolan yasaların da uygulanmadığı, sürekli tartışmaya açıldığı günlerden geçiyoruz. Erkek şiddetinin hayatlarımıza ne kadar zarar verdiğini konuşmak gitgide zorlaşıyor. Bir yanda savaş var, yoksulluk var, ama bir yanda da Agrobay direnişi var. LGBTİ+ nefreti bitmiyor, derken bunların üzerine deprem geliyor. O yüzden bu yıl 25 Kasım’ın hareket planının odağında erkek şiddetine karşı olmak var. Devletin erkek şiddetiyle olan işbirliğini gözler önüne sermek istiyoruz. Uluslararası dayanışma ve Filistinli kadın ve LGBTİ+’lara mesajımız metnimizde de yer bulacak. Ayrıca yürüyüş esnasında savaş politikalarına karşı Filistinlilere atfettiğimiz bir eylem planımız var. Rojava’ya, Filistin’e sözümüzü söyleyeceğiz. 

25 Kasım Platformu’nun 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için hazırladığı pankart 25 Kasım Cumartesi 16’da Mecidiyeköy’de kadınları bir araya getirecek

2017’den itibaren kadınlar 25 Kasım Gece Yürüyüşü için İstiklal Caddesi’nde toplandı, ama yürüyemedi. O günden bu yana yaşanan en büyük değişiklik ne oldu sence? Bu yıl ilk kez Mecidiyeköy’e çağrı yapılıyor. Bu değişikliğin sebeplerini nasıl sıralarsın?

Kadın hareketi ve feministler olarak Taksim’den vazgeçmiyoruz. Taksim’in bir tarihselliği var. Bu kadar engellemenin, yasaklamanın sebeplerini gayet iyi biliyoruz. Sözümüzü duyurabilmek, biraz daha bir arada olabilmek, kalabalığı artırabilmek, birçok sokağa taşabilmek, sokakları doldurabilmek, yan yana yürüyebilmek, bunun gücünü hissedebilmek için farklı bir yol düşünebilir miyiz diye sorduk kendimize. Haklarımızı savunabileceğimiz, sözümüzü söyleyeceğimiz tek yer Taksim değil. 25 Kasım’larda Tünel’de toplanıyorduk, fakat oraya çıkamıyoruz. Kadıköy Rıhtım’da ya da Süreyya Operası’nın önünde de olmuyor, polisler etrafa diziliyor, kitleyi kıpırdatmıyorlar bile, sözümüz de kimseye ulaşamıyor. Geçen sene Tünel’e varan tüm sokakları kapattılar. Beyoğlu’nun tamamını ablukaya alıyorlar. Tartışmalar sonucunda daha fazla insanla nasıl temas edebiliriz diye düşündük ve Mecidiyeköy’de karar kıldık. Herhangi bir eylem alanının bizi sıkıştırmasını aşmaya çalışıyoruz. Yürümek istiyoruz. Bir mekânın, yolun pazarlığının ötesinde, bu şehir bizim. Türkiye’nin her yerinde 25 Kasım eylemi yapılıyor, hepsi çok değerli ve biricik. Bu şehir de bizim. Çok fazla insanın geçtiği, birçok insanla temas edebileceğimiz herhangi bir yerde bizler bu eylemi yapabiliriz. Farklı stratejiler geliştirmeye çalışıyoruz. Mecidiyeköy de güllük gülistanlık olmayacaktır. Her eylemde gökkuşağı bayrağı tartışmasını yaşıyoruz: “O bayrağı sokamazsınız” deyiveriyorlar…

25 Kasım’lar erkek şiddetini tarihsel, yapısal ve bütünlüklü bir mesele olarak ele almaya çalışıyor. Erkekleri ve devleti odağa koyan bir şiddet tanımı çerçevesinde ortaklaşıyoruz.

Tartışmalar sonucunda daha fazla insanla nasıl temas edebiliriz diye düşündük ve Mecidiyeköy’de karar kıldık. Herhangi bir eylem alanının bizi sıkıştırmasını aşmaya çalışıyoruz. Yürümek istiyoruz. Bir mekânın, yolun pazarlığının ötesinde, bu şehir bizim.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede toplum nazarında bir değişim var mı? Bu değişimi gözlemleyebiliyor musunuz?

Eviçi şiddete kadınlar uzun süre maruz kalabiliyor, ama hayatta kalma yolunu da bulmaya çalışıyorlar. Bu bazen çok ufak hesaplarla oluyor. Her bir kadının şiddetle olan deneyimine baktığımızda inanılmaz bir hayatta kalma iradesi görüyoruz. Bu alandaki siyasetimiz bu iradeden besleniyor. Gittikçe artan sayıda genç kadının ailelerinde gördüğü şiddetle mücadele ettiğini, örneğin Mor Çatı’yı arayıp destek istediğini biliyoruz. “Ne yapabilirim” sorusunun cevabını arayan bir ısrar var. Sosyal medya da bunun bir yolu, çevremizde kurduğumuz iletişim ağları da. Şiddet ortamından çıkmaya, yeni bir hayat kurmaya dair irade, motivasyon, güç artıyor, ama bunun çözüm yollarına ulaşmak gitgide zorlaşıyor. Kurumlarla yapılan toplantılara katıldığımızda mesela barınma krizinin etkileri çok hissediliyor. LGBTİ+ derneklerine artık gıda yardım talepleri geliyor.

AKP’nin aile kurumunu güçlendirme söylemleri nasıl bir etki yaratıyor?

Yıllardır aile şuraları toplantılarıyla şekillendirdikleri aile politikalarını “güçlü aile, güçlü Türkiye” algısıyla topluma yerleştiriyorlar. Her şey sen ve ailenin güçlü olmasına bağlı. Erkekler kadınlara kötü davranmasın, siz de boşanmayın, çok çalışın, ama ev içine bizim hiç desteğimiz olmasın, yaşlıya, çocuğa kadınlar baksın. Sosyal politika yok, sosyal yardım var. O da sadaka gibi, alabilirsen.

25 Kasım Platformu İstanbul’un farklı noktalarında hafta boyunca bildiri dağıttı, basın açıklamaları yaparak kadınları yürüyüşe çağırdı

Anayasa tartışmalarına feministler nasıl dahil olacak? Bu konuda nasıl bir ajanda düşünülüyor? 

Tüm toplumsal yapı makbul ve makbul olmayan ikiliği üzerine kuruluyor. Uzun yıllar başörtüsü için mücadele etmiş kadınların mücadelesinin üzerine basılıyor. Yaşam tarzına müdahale ederken LGBTİ+’ların yaşam hakkı büsbütün hedef alınıyor. Aile politikaları devletin kendini sürdürebilmesi için ortaya koyduğu kurumsal bir mekanizma olarak işliyor. Yeni anayasa kurgusuyla bu yapının güçlendirilmesi hedefleniyor. İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline giderken de LGBTİ+ nefretini kullanarak çok büyük bir grubu konsolide ettiler. Feminist hareketin en önemli özelliklerinden biri, sözünü kurarken bu ikiliklerin dışına taşmayı, bu ikilikleri yıkmayı hedeflemesi ve kadınları başörtülü, başörtüsüz diye ayrıştırmaması. Tabii ki farklı alanlarda yürüttüğümüz mücadeleler var, birbirimizin mücadelelerini de güçlendiriyoruz. LGBTİ+’ların mücadelesi bizim de mücadelemiz. İstanbul Sözleşmesi için yapılan eylemlerin hiçbirinde İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz Platformu olarak  LGBTİ+’ları sürece dahil etmekten vazgeçmedik. Kadın hareketinin en önemli özelliği, hiçbirimizi geride bırakmadan bir mücadele yürütmeye çalışması.

Bu kadar şiddete rağmen, ne yaşadığımızı, hangi ülkede olduğumuzu biliyoruz. AKP’nin beş yıl daha devam edeceği seçimleri geride bıraktık. Üzerimize çöken bir ümitsizlik hali var. Mücadele dışında bir yol bilmiyorum. Devam eden, mücadelesini görünür kılan grupların güçlendirdiği daha büyük bir ağ olduğunu düşünüyorum. Herkes örgütlenmek, sokağa çıkmak zorunda değil, ama 25 Kasım için hissim, özellikle son bir yılda yaşananları düşününce beraber olmaya, bunun hakkımız olduğunu söylemeye, her şeye rağmen devam ettiğimizi birbirimize hatırlatmaya ihtiyacımız olduğu. Erkek şiddetine karşı olmak meşrudur. Feministlerin bir araya gelmekten başka çaresi yok. Herkesin bir gözü burada.

Şiddet ortamından çıkmaya, yeni bir hayat kurmaya dair irade, motivasyon, güç artıyor, ama bunun çözüm yollarına ulaşmak gitgide zorlaşıyor. Mesela barınma krizinin etkileri çok hissediliyor. LGBTİ+ derneklerine artık gıda yardım talepleri geliyor.

Feride Eralp’ın seçimin ardından Çatlak Zemin’e yaptığı değerlendirmede Seçim için Feministler kolektifinin İstanbul’un pazar yerlerinde bildiri dağıtımı yaparken tanık olduklarını anlatıyordu. Kutuplaştırıcı siyasetten feminist hareketin de nasibini aldığını belirtiyor, tüm muhalefet güçlerini bir nevi yüzleşmeye çağırıyordu. Sizce haklılık payı var mı?

Tüm kadınlar aynı şeyi aynı yolla istiyor diye düşünmenin kendisi yanıltıcı. Ana akıma çıkamadığımız, herhangi bir eylemde bile sıkıştırıldığımız bir haldeyken temas alanlarımız çok daraldı. Yirmi yılı aşkın bir süredir Türkiye’de tek bir ses var. O pazarlarda seçim için bildirileri dağıtırken, bir kadın çıkıp da AKP’ye oy vereceğini söylediğinde, cinsel istismara yönelik olarak cezai şartlarda yaşların düşürülmesi bekleniyor dediğimizde örneğin, “hayır, yapmaz öyle bir şey, yapsa bile ben izin vermem, hiç kimse benim kızıma böyle bir şey yaşatamaz” diyor. Evet, bunun iktidar tarafından yapıldığını düşünmüyor olabilir, ancak o bağın nasıl kurulabileceği üzerine bizim daha fazla düşünmeye ihtiyacımız var. Belki çok iyimserim, ama her kadın da bu kadın gibi düşünmüyor, onu da görelim. Belki bir kesim tarafından hiç kabullenilmeyecek, ama bunu bilerek yaşıyor ve politika yapıyoruz.

Foto: Emre Orman

Politik mücadelede, politik alanda kişisel olarak ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsun?

27 yaşındayım. 21 yıldır AKP iktidarda. AKP’den başka hiçbir şey bilmiyorum. Barış sürecini kenarından köşesinden yakaladım. Haklarıma saldırılması ve o hakları savunmam dışında bildiğim bir hayat yok. Gezi olduğunda henüz lisedeydim, uzaktan takip ettim. Pek çok insan cezaevinde, bazıları yurtdışına gitmek durumunda kaldı. İnsanlar o kadar çok yerden saldırıya maruz kalıyor ki, kendi gündemlerinden başka bir şey düşünmeleri iyice güçleşti. Türkiye’de feminist hareket 1980 darbesinden sonra şekillendi, ilmek ilmek örüldü. Bugüne dek feminist hareket tüm kazanımlarımızı nasıl mücadele ederek aldıysa, biz de bunları mücadeleyle koruyacağız ve daha fazlasını istemekten vazgeçmeyeceğiz. Bunun başka yolu yok. Hayata örgütlü mücadeleyle tutunuyorum. Ama bu sadece politika yapmak anlamına değil, bence herkes dayanışma ağları kurmaya çalışıyor. Örgütlendiğim, siyaset yaptığım insanlar aynı zamanda yakın arkadaşlarım, hayatımı bu şekilde kurdum. Ortak politik dertlerimizin olduğu insanlarla muhabbet etmek de, başımız sıkıştığında buluşmak, birbirimizle o dayanışmayı kurmak da önemli, o alanların gitgide güçlendiğini hissediyorum. Hayat kurma çabamız devam ediyor.

^