TARIMDA 2018 TÜRKİYE’Sİ - 3

Söyleşi: Tuba Çameli
5 Ocak 2019
SATIRBAŞLARI

2019’da hiç gözden kaçırılmaması gereken bir gündem var: Tohum yasası ve bu yasanın üzerine çıkarak tohumu tümüyle çiftçinin elinden alan yönetmelik. Çiftçi-Sen başkanı Abdullah Aysu’ya kulak kesiliyoruz. 

Yıllardır tohumu konuşuyoruz, yerli tohum yok, ithal tohum kullanılıyor diye. Devletin tohum politikası nedir?

Abdullah Aysu: İşin başlangıcına gidersek, 1925’te yurdun değişik yörelerinde Tohum Islah ve Üretme İstasyonları kuruldu. Bu istasyonlarda daha çok seleksiyon yoluyla tahıllara ait tohumlar geliştirildi. 1950’de kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri’nden sonra çeşit geliştirme, tohumluk üretim ve dağıtım programları daha iyi organize edildi. Bu yıllarda henüz çeşit tescil ve tohumluklar için kontrol sertifikasyon sistemimiz yoktu. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Yetiştirme ve Islahı Kürsüsü 1953’te, deneme niteliğinde, Tarım Bakanlığı adına Tahıl Tohumluklarının Kontrol ve Sertifikasyonu’na başladı ve 1959’a kadar bunu sürdürdü. 1960’a gelindiğinde araştırma ve ıslah çalışmaları sonucu geliştirilen çeşitlerin tarafsız bir kuruluş tarafından tescil edilmesi amacıyla Bölge Çeşit Deneme Müdürlüğü kuruldu. 1963’te tohumlukların tescil, kontrol ve sertifikasyonu hakkında bir yasa çıkarılarak tohumluk üretimi, tohumluk dış satımı ve dış alımı bu yasa ve yönetmelikler çerçevesinde düzenlendi ve yürütüldü. 1980’lerde tarımın serbest piyasanın bir parçası haline getirilmesiyle birlikte makas değişti. Bir-iki yıl içinde özel tohumculuk kuruluşlarının sayılarında önemli artışlar oldu. Tohumluk fiyatları serbest bırakıldı. 1980’den bu yana çokuluslu tarım ve gıda şirketlerinin tarım ve gıdada egemenlik kurmaları için çabalayan Dünya Bankası’nın isteğiyle 1984’te tohumluk dış alımı da serbest bırakıldı.1985’te çıkarılan tohumluk teşvik kararnamesi ve bunların uygulamaya konulması ile özel tohumculuk kuruluşları beslendi. Hatta bu dönemde Özal’ın bir tarım bakanı var, Hüseyin Hüsnü Doğan, Özal’ın manevi evladı. Hürriyet’e verdiği bir demeçte şöyle diyor: “Tohum şirketleri kırk yıldır araştırıp bulmuşlar verimli tohumu, biz yeni baştan, sıfırdan mı üreteceğiz?” Yahu senin sıfır dediğin Anadolu birçok tohumun menşei, o dönem için en az altmış-yetmiş yıldır bu konuda çalışan tarım kurumlarının ve kuruluşlarının elinde kayıtlı binlerce tohum vardı. Ne yaptılar? İthalatın önünü açtılar. AKP hükümetleri de ithalat alanını daha genişletmek, tohumu tümüyle ulusüstü şirketlere teslim etmek istiyor.

Tohum ne devlete ne kişiye ne de şirkete ait. Tohum müştereğimiz, ortak varlığımız. Hem de on bin yıllık bir geçmişi olan bir müştereğimiz. Tohum üzerinde şirketlerin tasarrufta bulunması kabul edilemez.

Bunun bir göstergesi olarak da iki yıl önce tohumculuk yasası çıkarıldı…

Bizim o yasaya itirazlarımız oldu. Bir de yönetmelik hazırlandı. Bilindiği gibi, yönetmelikler yasaların üzerinde yaptırımlar getiremez. Ancak bu yönetmelik yasanın üzerine çıktığı gibi, tohumu çiftçinin elinden tümüyle alıyor. 19 Ekim 2018’de “Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlanmasına Dair Yönetmelik” üzerine eleştiri ve öneri getiren bir basın açıklaması yaptık. “Köylülerin elindeki son varlık olan tohumları şirketlere devredilecek. Tohuma hâkim olan, tarım ve gıdaya hâkim olur. Tohum canlıdır, sahiplenilmesi doğru değildir. İnsanlar tarım yapmaya başlayıp yerleşik düzene geçtiğinden bugüne köylüler tohumları ekoloji birlikteliğiyle ıslah ederek geliştirdi. Dolayısıyla tohumlar köylülerin ortak varlıklarıdır” dedik. Ertesinde, yirmi civarında birbirleriyle teması olan örgütler olarak, Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası, Çiftçi-Sen, Tarım Orkam-Sen, ekoloji örgütleri bir araya geldik, tartıştık. 17 Aralık’ta, yönetmeliğe ilişkin hukuki mücadelemizi başlattık, dava açtık. Gelecek aylarda hem bu mücadeleyi sürdüreceğiz hem de alternatif yasa hazırlığı çabamız var. Burada kritik mevzu şu: Köylünün satamamasının ötesinde, tohumların kayıt altına alınması isteniyor. Peki kim kayıt altına alacak? Tohumcular Birliği ve üniversitelerden söz ediliyor. Tohumcular Birliği bir sivil toplum örgütü gibi duruyor, aslında şirketlerin bir araya geldiği bir yapı. Bunlar tohumları tescil edebilecekler. Bize göre de, evet, Türkiye’nin tohumları kayıt altına alınmalı. Ama bu işlem tohum şirketleri tarafından değil, kamu tarafından yapılmalı. Bunun detaylı olarak bir yasa ile çerçevesinin oluşturulması gerekir. Aslına bakarsanız, tohum ne devlete ne kişiye ne de şirkete ait. Tohum bizim müştereğimiz, ortak varlığımız. Hem de on bin yıllık bir geçmişi olan bir müştereğimiz. Tohum toplayıcıları olan kadınlardır önce, sonra çiftçilerdir. Onlar kullanmaya başladığından beri de, ki on bin yıldan söz ediyoruz, tohum ekolojik yaşamın bir parçasıdır. Bu nedenle tohumun üzerinde şirketlerin tasarrufta bulunması kabul edilemez. Evet, bizler, nerede ne kadar tohumumuz var, bilmek istiyoruz. Ancak bunlardan bir tanesinin bile şirketlerin eline geçmesini istemiyoruz. Talebimiz çok net.

Ulusüstü şirketler tohumu neden kontrol etmek istiyor?

Dünya yüzünde ona yakın tohum firması vardı. Birleşmelerle sayıları yedi oldu. Monsanto-Bayer, Dow, Basf, DuPont, Vincente, Pioneer, Novertist gibi ulusustü şirketler. Bunlar hibrit tohum üretiyor. Hibrit tohumu toprağa attığınızda –verim elde etmek için– gübre kullanmanız lâzım. Bunu kullandığınızda yabancı otlar çıkıyor, bunların yapraklarının altında böcekler yuva yapıyor, bunları yok etmek bu kez ilaç kullanmanız gerekiyor. Sonra bu ilaçlar kalıntı oluşturuyor, bu kez insanları “iyileştirmek” için ilaç üretilmesi gerekiyor. Tohum üreten yedi ulusüstü şirket aynı zamanda sözünü ettiğim alanların tümünde üretim yapıyor ve pazarı elinde tutuyor. Tohum her açıdan kilidi açan anahtar. Bunlar Türkiye’de artık devleti kenara çektiler. Meydan onlara kaldı. Eskiden ürününe böcek dadandığında, böceği götürüyordun, Zirai Mücadele ve Karantina sana ilaç yazıyordu. Şimdi ne kadar çok ilaç satarsa o kadar kâr eden bu şirketlerin satıcıları ile satılıyor ilaçlar. Tıpkı insanlar için üretilen ilaçlar gibi. Nasıl orada ilaç mümessilleri var, burada da aynı şekilde ilaç satıcıları var. Bunlar da ne kadar çok ilaç satarsa o kadar prim alıyor. “Çiftçi kaygı eker, keder biçer” deriz. Toprağa gömdük parayı, tohum ektik. Çıkmaya başladı, satıcı sana diyor ki “ilaç atmazsan öldün gittin”. Bulup buluşturuyorsun, alıyorsun o ilacı. Ne yapsın çiftçi, keder biçmemek için o ilacı alıyor.

Kritik mevzu şu: Köylünün satamamasının ötesinde, tohumların kayıt altına alınması isteniyor. Peki kim kayıt altına alacak? Tohumcular Birliği’nden söz ediliyor. Tohumcular Birliği şirketlerin bir araya geldiği bir yapı. Tohumlar kayıt altına alınmalı, ama bu, tohum şirketleri tarafından değil, kamu tarafından yapılmalı.

Peki, çiftçiler tohumdan gübreye, gübreden ilaca bu fasit dairenin farkında mı, yoksa sadece hasadın verimine mi bakıyor?

Çiftçi bunların farkında ve bu hususlarda çok mustarip. İtirazları var bu sürece. Geçenlerde, ABD’de açılan dava sonucunda Monsanto ağır para cezası aldı. Şimdi, geçen ayın sonunda Türkiye’de Bergamalı çiftçiler avukat Senih Özay ile birlikte bu konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdı. Biz de konfederasyon olarak bu davaya müdahil olarak katılacağız.

Konfederasyon olarak ayrıca doğal yolla ilaç yapımı konusunda çalışıyoruz. Muğla’nın Yeşilbelde, Turgut ve Taşlıca köylüleriyle geçen ay ortak bir çalışma yaptık. Çiftçi kadınları bir araya getirdik. Herkesin kendi tarımsal ilacını nasıl yapacağının bilgisini paylaştık ve uygulamasını yaptık. Bilge Tarım Okulları’nın deneme çalışmalarına başladık diyebiliriz. Orada, o bölgede ilaç temin edilebilecek tespih ağacının tohumunun ve ısırgan bitkisinin nasıl kullanılabileceğini gösterdik. Tespih ağacının tohumundan ve yaprağından ilaç yapılabiliyor. Bizim ekipten kadın bir çiftçi arkadaşımız bu eğitimi verdi. Bir gün sonra da onlar bu ilacı üretti. Doğal ilaçlar böceklerle mücadelede etkin bir sonuç veriyor. Kimyasal yok, insana ve ekolojiye zararı yok. Bu ev yapımı ilaçlar böcekleri uzaklaştırıyor ve doğal avcısı ile buluşturuyor. Bir süre aynı köylerde toprak ve bitki besin maddeleri, gübre konusunda eğitim vereceğiz. Yapmaya çalıştığımız, Bilge Köylü Tarım Okulları’nı yaygınlaştırmadan alandaki ihtiyaçları görmek. Burada kullandığımız reçetelerde bilge tarımın bilgisi ile yeni doğal bulguların, araştırmaların sonuçlarını birleştiriyoruz. Alandaki eksiklikleri giderirsek bunu daha geniş alanlara, köylülere yayabiliriz.

^