HOPA ÇAY KOOPERATİFİ’NİN İKİ KADIN ORTAĞI

Söyleşi: Umut Kocagöz
29 Mart 2019
SATIRBAŞLARI

Otları temizleyen, çayı gübreleyen, toplayan kadınlar, ama çay üretiminde söz hakları çok az. Hopa Çay Kooperatifi ile birlikte bu adaletsiz tablo değişir mi? Kadınların Hopa’da, çay üretiminde ve kooperatifteki deneyimleri neler? Kooperatifin iki ortağı Kadriye Yenigül ve Havva Yağcı’yı dinliyoruz.
Havva Yağcı ve Kadriye Yenigül

 

Aileniz de çay üreticisi miydi?

Kadriye Yenigül: Burada, özellikle yüksek köylerde, tüm ailelerin çay tarlası, bahçesi vardır. Biz çayın içine doğduk. Hem üreticiyiz hem de Çaykur’da çalışıyoruz. Eskiden çay daha azdı. Bir miktar mısır üretimi de yapılıyordu, ama pek satılmıyordu. Fındık ile fasulye de vardı. Şimdiki kadar dışa açılmamıştı halk. Çay geliştikçe ormanlık alanları çevirmeye başladı. Bugün halen çay alanları açılmaya devam ediliyor maalesef. Orman kalmadı.

Hayvancılık var mıydı?

Yenigül: Yaylamızda hayvancılık vardı, yaylacılık yaygındı. Her evin beş-altı tane ineği olurdu, ineklerle yaylaya çıkılırdı. Ama şimdi köyleri gezin, bir tek inek göremezsiniz.

Havva Yağcı: Başoba Köyü, buranın en büyük köylerinden biri, ama belki bir-iki kişinin ineği vardır. Köylerde artık hazırcılık makbul.

Hayvancılık neden bitti?

Yenigül: Başoba uzak. Merkeze dokuz kilometre, ilkokulunu kapattılar. Ne yapacaksın? Her evde birkaç çocuk var. Çocukların her gün çarşıya gidip gelmesinin masrafını düşünün. İnsanlar “köyde oturacağıma merkezde ev kiralarım, çocuğumu okuturum” diyor.

Yağcı: Bu yüzden de ineklerini satmak zorunda kalıyorlar.

Yenigül: Bir de insanlar rahata alıştı. İnek epey emek istiyor. Şimdi yeni nesil “niye uğraşalım, her şeyi hazır alabiliriz” diyor. Ama insanlar bu zihniyetin yanlış olduğunun yavaş yavaş farkına varıyor. Yeniden köye dönüş başlayacak. Mesela ben: Eşim emekli oldu, geldim Hopa’ya. Gelmeden köyde evimi yaptım. Büyük şehrin sıkıntılarını yaşadım. İki sene sonra çocuklar üniversiteye başladığında Hopa’daki evimi kapatırım, köyüme giderim, bir inek alırım, tavuğumu beslerim, kendi geçimimi sağlarım. Benim gibi düşünen bir sürü insan var.

Yağcı: İlerde insanlar köye dönmek zorunda kalacak. Çünkü Çaykur Varlık Fonu’na devredildi. Özelleştirilecek diyorlar. Bu olursa insanlar nasıl geçinecek? En büyük geçim kaynağı çay burada. Mecbur gidecek köyüne, bahçesini yapacak, ineğini, tavuğunu alacak.

Her evin beş-altı tane ineği olurdu, ineklerle yaylaya çıkılırdı. Ama şimdi köyleri gezin, bir tek inek göremezsiniz. Yeni nesil “niye uğraşalım, her şeyi hazır alabiliriz” diyor. Ama insanlar bu zihniyetin yanlış olduğunun yavaş yavaş farkına varıyor. Yeniden köye dönüş başlayacak.

Daha önce neredeydiniz?

Yenigül: On yıl İstanbul’daydık. Sonra dört yıl Zonguldak. Oradan da buraya geldik.

Yağcı: Ben buradan hiç çıkmadım. Çocukluğum köyde geçti. Liseye başladığım yıl Hopa’ya indik. Abim ve kardeşimle küçük bir ev kiraladık. Sonra ailem de indi. Yine de ineğimiz vardı, annem köyde kalıyordu. Beş-altı yıl sonra ineğimizi sattık. Ama köye gidiyoruz. Hâlâ tarlamız var.

Yenigül: İlkokul ikiye kadar köydeydim. Ondan sonra çarşıya indik, ama o zamanlar çarşı bu kadar kalabalık değildi. Mahallede, bahçemizde ineğimiz, bostanımız vardı. Ama şimdi o da bitti. Mahalle oldu şehir. Mahallede inek yasaklandı, insanlar mecburen ineklerini sattı.

Peki gençler de geri dönüyor mu?

Yağcı: Henüz yok, ama insanların kafasında ekonomik kriz var, kaygılılar. “En azından gidecek bir yerimiz, köyümüz var” diyorlar.

Çaykur kontenjan uygulayınca özeller devreye giriyor. Kilosu 1.5 liraya bile çay aldılar bu sene. Millet zor durumda kalınca mecbur verecek, çünkü ürünün zamanı geçiyor. Çaykur kota koymazsa kimse özel fabrikaya çay vermez ki.

Çay nasıl üretilir? Erkeklerden dinledik, ama asıl üretici kadınlar.

Yenigül: Mayısta başlıyor ilk sürüm. Öncesinde martta gübreleme yapılır. Mayıs başı ürün almaya başlıyoruz. Eskiden aileler topluyordu ürününü. Yaklaşık on yıldır Gürcü işçiler geliyor, onlarla birlikte toplamaya çalışıyorlar.

Yarıcılık sistemi mi var?

Yenigül: Yok, değil, işçiler günlük geliyor. Mesela üç buçuk ton çayım var, yazın çalıştığım için çok zaman ayıramıyorum, Gürcü işçiler iki günde topluyor. Biz de onlara yemek hazırlıyoruz. Çayı alım yerine götürüp satıyoruz.

Çaydan üç ya da dört sürüm alınıyor, değil mi?

Yenigül: Evet. Dördüncü sürüm çok verimli olmuyor, çoğu insan almıyor, üstünde bırakıyor.

Yağcı: Çaykur da dördüncü sürümü almıyor.  Özeller çok düşük bir fiyat veriyor, değmiyor.

Çaykur bu yıl 2.6 lira taban fiyat verdi. Çok düşük değil mi?

Yağcı: Net 2.4 lira. Özel sektör bazen bunun yarısından bile az teklif ediyor. Ancak çok ihtiyacı olan toplayıp özele satar. Çayı kendi toplayan da var, ama çoğu Gürcü işçi. Kontenjan olmadığı zamanlarda Gürcü işçilerle toplamak daha iyi. Çünkü kontenjan çoksa, ne kadar çay topladıysan gidip o kadarını satabiliyorsun. O zaman işçiler daha yoğunlukta topluyor. Kontenjan düştüğü zaman, mesela günde 100-200 kilo vereceği zaman,  kadınlar kendileri topluyor.

Yenigül: Çay sezonu başladığında, sürgünün tam olgunlaşmadan, biraz erken açtığını varsayalım. Çaykur o zaman uyanıklık yapıyor. Halk mayısın birinde çay toplanır diyor, Çaykur nisanın 25’inde almaya başlıyor. Çay için bir gün dahi çok önemli. Kimse çayını erken toplamak istemiyor, çünkü kilosu o zaman az gelir. Ama mayısta çoğunluk aynı anda toplamaya başlayınca, çay fazlalığı oluşuyor. Bu yüzden Çaykur ikinci günde kontenjan yapıyor. Kontenjan yaptığı anda çay halkın elinde kalıyor. Bu sefer ne yapmak zorunda? Üç ton çayın varsa, iki gün için beş tane Gürcü işçi tutuyorsun, günde bir buçuk ton toplatıyorsun. Yetiştiremezsen yirmi-otuz gün peyderpey toplayıp satmak zorundasın. Her gün çaya gidemiyorsan çok zor durumda kalıyorsun.

Yağcı: Çaykur bir kota koyuyor, mesela “dönüm başına 500 kilo çay satabilirsin” diyor. İkinci sezonda 450, üçüncü sezon çok daha az kota veriyor, çünkü daha az sürgün alınıyor. Mayıs çayında mesela, Çaykur’a iki ton verebiliyorum. Ama iki değil, üç buçuk ton ürün alıyorum. Geri kalanı mecbur özele veriyorum. Bu durumda kooperatif çok önemli.

Yenigül: Çaykur’un günlük 250 ton çay işleme kapasitesi var. Sıkışınca günlük çay alımları da yapıyor. Mesela günlük dönüm başı 20 kilo alıyor. 10 dönüm çayı olan o gün sadece 200 kilo çay satıyor.

Hopa’da gençlerimiz boş geziyor. Kafeler ve kıraathaneler erkeklerle dolu. Tarlalarda ise kadınlarla Gürcüler çalışıyor. Ancak çok zor durumda kalan genç erkekler tarlaya geliyor.

Yağcı: Kota, Çaykur’a verebileceğin toplam miktar. Günlük almaya başlayınca, ona kontenjan diyoruz. Kontenjanı uygulayınca üretici sıkışmaya başlıyor, o zaman özeller devreye giriyor. Kilosu 1.5 liraya bile çay aldılar bu sene. Millet zor durumda kalınca mecbur verecek, çünkü ürünün zamanı geçiyor.

Yenigül: Daha önce kota diye bir şey yoktu, özel firmalar işin içine girince çıkarttılar kotayı.

Yağcı: Kota koymazsa kimse özel fabrikaya çay vermez ki. Kota, özelleştirme politikası aslında. Çaykur’un alım kapasitesi çok yüksek. Özel fabrika yerine Çaykur da fabrika açabilirdi. Açmayınca millet de pek ses çıkarmadı. Biz birkaç eylem yaptık, 1 Mayıslarda, 8 Martlarda değindik, ama yörede etkili olmadı.

Yenigül: Çünkü çay üretimi daha çok Rize tarafında. Hopa biraz azınlıkta kalıyor. Örgütlenmek tek başımıza bu tarafta yapabileceğimiz bir şey değil. Genel olarak Karadeniz bölgesinin ayaklanması lâzım.

Yağcı: ‘80 darbesi sonrası Türkiye’de insanlar çok acı çekti, korkutuldu, sindirildi. Eylemlere çağrıldığı zaman korkuyorlar, fişlenme kaygısı yaşıyorlar. Biraz da insanlar bireyselleşmiş.

Yenigül: Biraz bananecilik hâkim. Her şeyi diğerlerinden bekliyor.

Gürcü mevsimlik işçilerin hayatı çok zor. Sabah beşten akşama kadar çalışıyorlar. Göçmen işçisin, dinlenmene doğru düzgün fırsat vermiyorlar. Bazen geceleri alım yerlerinden çay yüklüyorlar, sabaha kadar uykusuz kalıyorlar.

Belirlenen taban fiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yağcı: Adil değil. Çay bayağı emek istiyor. Sabah beşte kalkıyorsun, akşam sekize kadar topluyorsun. Yağmur oluyor, çamur oluyor.

Yenigül: Ben hiç işçi tutmuyorum. İki tane liseye giden çocuğum var.  Sabah beşte kalkıp önce çayımı topluyorum, on gibi işe gidiyorum. Haftasonu da çalışıyorum. Çocuklarla topluyoruz. İşçi istesem de tutamam. Sonuçta iki tane çocuk okutuyorum. Benim gibi bir sürü insan var. Liranın değeri de epey düştü. Gürcü işçilere iki-üç yıl önce bir ton çay toplamaları için 300 lira veriliyordu. Geçen yıl 650 lira istediler. Sen kaç lira para kazanacaksın ki? Gübresi var, çayı temizleme masrafı var.  

Gürcü işçilerin çalışma şartları nasıl?

Yağcı: Çok zor. Sabah beşten akşama kadar durmaksızın çalışıyorlar. Göçmen işçisin, dinlenmene  doğru düzgün fırsat vermiyorlar. Birçok aile  doğru dürüst yemek de vermiyor. Bazen geceleri alım yerlerinden çay yüklüyorlar, o zaman sabaha kadar uykusuz kalıyorlar, ertesi gün çaya gidiyorlar.

Kota konmadan önce imece usûlü çay topluyorduk. Herkesin çayı bitmeden kimse makasını elinden bırakmıyordu. Dayanışma çok güzeldi.

Türkiye’deki çay üreticileri Gürcü mevsimlik işçilere mecbur mu?

Yağcı: Hayır. Şu anda Hopa’da gençlerimiz boş geziyor. Kafeler ve kıraathaneler erkeklerle dolu. Tarlalarda ise kadınlarla Gürcüler çalışıyor. Ancak çok zor durumda kalan genç erkekler tarlaya geliyor.

Yenigül: Gürcüler işçiler gelmeden, kota konmadan önce köylerde imece usûlü çay topluyorduk. Herkesin çayı bitmeden kimse makasını elinden bırakmıyordu. Dayanışma çok güzeldi.

Yağcı: Şimdi köylü diğerine yardıma gitse bile günlükçü gidiyor, parayla. Gürcüler sınır kapısı açıldıktan sonra yavaş yavaş gelmeye başladı. Onun öncesinde az sayıda Türk işçi vardı. Kotayla beraber Türk işçiler aşağıdan gelmeye başlamışlardı. Hiç unutmuyorum, Ordu’da öğretmenlik okuyan bir öğrenci gelip yaz sezonunda çay toplamıştı.

Aslında gençler de hızla kentlere göç ediyor, değil mi?

Yenigül: Çocukların okuması önemli bir etken. Eskiden köylü çocuklar okuyamazdı. Şimdi artık liseyi bitiriyorlar, sonra da gidiyorlar. Ancak birkaç yıldır kentlerde okuyan gençler yazları ailelerine yardım etmeye başladı. Okumanın, okutmanın o kadar da kolay olmadığının, ailelerine destek olmaları gerektiğinin farkındalar.

Hopa Çay Kooperatifi ile nasıl tanıştınız?

Yağcı: Çok eskiden kooperatife dedelerimiz ortaktı. 2012’de yönetim değişikliği olunca biz de girdik. Ancak istediğimiz kadar katılamıyoruz. Yazın hem Çay-Kur’da çalışıyoruz hem kendi çay işlerimiz yoğun, bir de çocukların mesuliyeti var.

Yenigül: Ama diğer kadınlar neden katılmıyor?

Kooperatifi çekip çeviren kırk-elli ortak varmış. Ama aralarında pek kadın yok.

Yenigül: Ortakların yarıya yakını kadın. Gerçi ortak olduklarının farkında değillerdir. Ben mesela kayınpederimin kooperatif cüzdanını devralınca ortak oldum. Kadın üreticilerin çoğunda durum böyle. Hopa’da kooperatifin fabrikasının olduğunu bilmeyen ortaklarımız var. Çok çalışmak lâzım. Yeni yönetimle üretime başlanması henüz birkaç senelik bir süreç. Yeni yönetim önceliği üyeleri örgütlemeye vermedi. Makina ve borç sorunları acil. Onları halledince yavaş yavaş üye sayısı artacak, kadınlar da katılacaktır. Kooperatifin çayını paketlemeye toplanıp gidiyoruz, ama çoğu insan yardım etmesi gerektiğini bilmiyor, daha ilgi o düzeyde değil. Kadınlar zamanla ilgi gösterecektir, çünkü gerçek anlamda çayla uğraşan onlar. Emeklerinin karşılığını aldıklarını, dayanışmayı gördüklerinde kooperatifi önemseyecekler. Biz de paketlemeye gidince, toplantılara katılınca fabrikayı gördük. Katıldıkça daha çok merak ediyorsun. Eşimle evde sürekli konuşuyoruz. Buraya yerleşince kooperatife yavaş yavaş girdik, ama sonra kaybettim adamı. Evde masanın ayağı kırık, düşüyor, takıyoruz yerine, ama her şeye ben koşturamıyorum, “Neco” diyorum, “ya bunu yaptır ya da yenisini al”. “Ama bizim fabrikanın da masası eksik” diyor. Pes ediyorum. Kooperatifi hayatının merkezine yerleştirdi. İlk zamanlar kızıyordum, “Neco’yu kaybettim” diyordum. 7/24 kooperatifle ilgileniyor. Eve geliyor elde telefonla bu sefer. Ama  yavaş yavaş ben de kooperatife girmeye başladım, şimdi beraber kafa yoruyoruz. Mersin’e iki kadın ortak kooperatifler toplantısına gideceğiz, “hayrola” dedi, “hani bana kızıyordun?” Kooperatiftekilerin heyecanını gördükçe sen de el veriyorsun.

Kadınlar çayı topluyor, tarlaya giriyorsa karşılığını da onlar almalı. Banka kartının eşinin değil, onun adına olması gerekiyor. Kadın çayı topluyor, ama çay parasını belki hiç görmüyor.

Yağcı: O umudun içine sen de yer almak istiyorsun. Yapılan güzel şeyler duyuldukça sen de katkı vermeye çalışıyorsun.

Yenigül: Çay üretimi esnasında ya da  kazan dairesinde çalışan kadınlar da var fabrikada. Onlar ücretli. Çay sezonunda kadınların gidip yardım etmesi mümkün değil, ama gençler toplaşıp gidiyor. Onların yapabileceği de belli yere kadar. Teknik kısma giremezler.

Yağcı: Siparişleri yetiştiremedikleri zaman toplanıp gidiyoruz. Pastamızı böreğimizi götürüyoruz,  çayımızı demliyoruz, paketleme yapıyoruz. Çay kooperatifinin çay üretmesi çok umut verici. Kooperatif gelişirse bir alternatif, çay üreticilerinin derdine deva olabilir. Bir de insanlar yalnızlaşıyor. Kooperatifte birçok kişiyle bir şeyler paylaşıyorsun.

Mersin’de, Kültürhane’de “Paylaşımın Festivalinde” farklı yerlerden kooperatiflerle tanıştınız, değil mi?

Yağcı: Evet, ilk kez konuşmacı olarak bir panele katıldık. Çok heyecan verici bir histi. Başta tedirgindik, ama oradaki insanların sıcaklığı bizi çok etkiledi, heyecanımızı giderdi. Kooperatifimize ilgi çok fazlaydı. Düzce’den Umut Evleri, Ankara’dan Kolektif Mutfak, Ovacık Kooperatifi’nden arkadaşlarla tanıştık. Düzce’deki depremzedelerin  mücadelesiyle kurulan Umut Evleri kooperatifi beni çok etkiledi. O dayanışma olmasaydı o insanlar ev sahibi olamayacaktı. Haftalarca Ankara’da parklarda kamp kurmuşlar, mücadeleyi bırakmamışlar.

Yenigül: Demek ki dayanışmayla, mücadeleyi bırakmadan bazı şeyleri elde edebiliyoruz. Mersin’de bunu gördük.

Yenigül: Ovacık’ta da kooperatifçilik ağının gelişmiş olması, üretim ve tüketimin beraber örgütlenmesi güzel bir şey. Hopa’da aynı şeyi uygulayabilir miyiz? En azından mahallelerde tüketim kooperatifi ile başlanabilir. Küçük bir yer bulursun, diğer kooperatiflerden ürünler getirirsin.

Kooperatifin marketi varmış önceden, değil mi?

Yenigül: Zaten önce tüketim kooperatifi olarak kurulmuş.

Yağcı: Eskiden  köylerin çoğunda tüketim kooperatifi vardı.

Yenigül: Çocukken kooperatiften gidip alışveriş yaptığımı hatırlıyorum. İnşallah yavaş yavaş kuracağız. Sorunları çözersek çok yol alacağız. Ovacık Kooperatifi’nde öğrenciler çalışıyor ve burs elde ediyor. Burada yol almak için daha fazla gönüllüye ihtiyacımız var. Bizim gidip gelmemiz bile çok değiştirdi işleyişi. Fabrikaya gitmeseydik bu düşüncelere belki de hiç varmayacaktım.

Burada zirai ilaçlama  yapılmıyor. O zaman dahi organik olmuyor, fakat daha az kimyasal barındırıyor. Renklendirici ya da katkı maddesi de kullanmıyoruz. Özel fabrikalarda katkı maddesi, ilacın boyası kullanılıyor. Organiğe ancak Karadeniz bölgesi tümüyle geçerse geçebiliriz.

Hopa Çay Kooperatifi’ni önümüzdeki beş-on nerede görmek istersiniz, hayalleriniz ne?

Yenigül: İlkin devralınan borçlar ödense, ardından kapasite artsa, daha çok insan çalışsa, öğrencilere burs verecek gelir elde etsek, ne güzel olur.

Yağcı: Çay fabrikamızla istihdam artacak. İşsizliğin önüne geçebiliriz. İnsanlar daha kaliteli çay içecekler. Kâr amacı gütmeyen  tüketim kooperatifleriyle insanlar kaliteli, organik ürünleri alabilecek.

Yenigül: En önemlisi çay fabrikasının gelişmesi. O zaman Çaykur’un belirlediği fiyata mahkûm kalmayacağız, daha iyi fiyat alacak üreticiler.

İyi çay ne demek?

Yenigül: Çayın iyi ayıklanması gerekir. Çay bahçelerindeki yabani otlar, dikenler ürün kalitesini düşürür. Çayların temizlenmesi, üstten toplanması kalitesini artırıyor. Üretim aşamasında, paketlemede iyi ve kötü çayın harmanlanması kaliteyi düşürüyor. Burada zirai ilaçlama  yapılmıyor. O zaman dahi organik olmuyor, fakat daha az kimyasal barındırıyor. Ayrıca renklendirici ya da katkı maddesi de kullanmıyoruz. Özel fabrikalarda katkı maddesi, ilacın boyası kullanılıyor. Organiğe ancak Karadeniz bölgesi tümüyle geçerse geçebiliriz. Çaykur Hemşin’de deniyor şu anda.

Yağcı: Yağış da toprağı temizliyor. Kışın bir-iki ay kar var köylerde. Gerçi iki yıldır kar yağmıyor. Kar kaldıkça gübredeki azot çok etkili olmuyor. Mayıs çayına gübreyi ancak nisan başı gibi vuruyoruz. İlk sürgün, o kışın karını yağmurunu çekmiş oluyor. Bu yüzden daha sulu, taze oluyor.

Eskiden doğal gübre kullanan var mıydı?

Yenigül: Vardı. Biz mesela Şavşat’ın yaylalarına çıkıyorduk, oralarda hayvancılık epey yaygındı. Yaylalardan kamyonlarla koyun gübresi getiriyorduk, çok güzel çayımız oluyordu.

Yağcı: Annem ahırdan sepet sepet gübre taşırdı çayların köküne. Çok da güzel çay oluyordu. Çay daha azdı, o gübre yeterdi. Ama şimdi çaylık alan çok fazla, hayvancılık yok. Sebzeler için bile doğal gübre bulamıyoruz.

Çay emekçisi kadınların hayatında neler değişmeli?

Yağcı: Bir kere kadınlar çayı topluyor, tarlaya giriyorsa, karşılığını da onlar almalı. Banka kartının eşinin değil, onun adına olması gerekiyor. Kadın çayı topluyor, ama çay parasını belki hiç görmüyor.

Yenigül: Ailem biraz tutucudur. Yürüyüşe, gösteriye çekinerek katılıyorum. Benim gibi bir sürü insan var. Mersin’de Hopalı bir arkadaş sordu, “eşlerinizle mi geldiniz” diye. “Yok, yalnız geldik” dedik. “Kadın başınıza mı” diye hayret etti. Bu anlamda Türkiye çok zor bir yer.

Yağcı: Aileler sıkışmış, çok az kişi rahat. Onlar da özgür düşünen, solda olan insanlar. Burada kocasından izinsiz çarşıya çıkamayan kadınlar var. Bu da örgütlemeyi çok zorlaştırıyor. 8 Mart eylemine gelmek, yanımızda olmak istiyor, çevre baskısından gelemiyor. Cesur kadınların sayısının  çoğalması gerekiyor. Umarım örgütleniriz de kadınlar her yerde olur. Umudumuz o. Çocuklarımız daha güzel bir gelecekte yaşasın. Kooperatifi ayağa kaldırırsak onlar da daha güzel okullarda eğitim alabilirler.

^