SALİH MÜSLİM (1951 - 2026)

Söyleşi: İrfan Aktan
14 Mart 2026
Salih Müslim (3 Mart 1951 - 11 Mart 2026)
SATIRBAŞLARI

Türkiye’de, Suriye Kürtlerinin Esad yönetimiyle anlaştığı ve o yüzden ayaklanmaya katılmadıkları konuşuluyor. Bu iddialara ne diyorsunuz?

Salih Müslim: Kürt halkı, Suriye halkının bir parçasıdır. Dolayısıyla, eylemlere katılmaması söz konusu değil. Fakat bizim halkımız bu eylemlere kendi sesleri, renkleri ve talepleriyle katılıyor. Biz devlete, rejime karşı başkaldırımızı yeni başlatmış değiliz. Burada Kürtlere anadilde eğitim yasağı, kültürlerini yaşama yasağı uygulanıyor. Arap halkı demokrasi ve özgürlük taleplerini dile getirirken, biz varoluş mücadelesi veriyoruz. Bizim de özgürlük ve demokrasi taleplerimiz var. 1958’den beri rejimin Kürtlere yönelik insanlık dışı muamelesi sistematik olarak devam ediyor. Baas rejimi ilk önce Kürtlere ait arazilere el koydu, halkımızı topraksızlaştırdı. 1962’deki sayımla yüz bin Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı. Dolayısıyla, hiçbir vatandaşlık hakkından faydalanamadık. Şu anda sayı 300 bine yükselmiş durumda. Keza köy ve şehirlerimizin isimleri değiştirildi. Çocuklarımıza kendi dilimizde isim dahi veremiyoruz. Soruşturmalar, tutuklamalar, işkenceler esas olarak Kürtlere karşı yapıldı, yapılıyor.

Tüm bu hatırlatmaları niye yaptığımı soracaksanız, yanıtını vereyim: Şu anda başkaldıran Araplar, bütün bu uygulamalardan muaftı. Biz Kürtler bu işkenceleri çekerken Arap halkından ciddi bir destek görmedik doğrusu.

Hem siz hem de Müslüman Kardeşler’in başını çektiği Arap direnişçiler aynı rejime karşı mücadele ediyorsunuz. Müslüman Kardeşler’le aranızdaki ilişki nasıl?

Aramızda bir ilişki yoktur. Esad’a karşı olmak bizi ortaklaştırmıyor. Müslüman Kardeşler’i ikiye ayırmak daha doğru olur. İki grup da Kürtleri ve Kürtlerin haklarını tanımıyor. Radikaller koyu bir Arap ve İslâm milliyetçiliği besliyorlar. Kürtlerin Araplaştırılması konusunda Baas’tan farklı düşünmüyorlar. Müslüman Kardeşler’in ılımlı İslâmcı kesimi ise sizin ülkenizdeki AKP’nin Suriye uzantısı gibi. Onların da Kürtlere yönelik uygulamalarını, perspektiflerini sizin hükümetinizden biliyoruz. Müslüman Kardeşler’de de koyu bir Arap milliyetçiliği olduğunu vurgulamalıyım.

1977’de, Türkiye’de, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum. Ülkenizde kimya mühendisi oldum. Arabistan’da 12 sene bulundum. 1992’de ülkeme, halkımın arasına döndüm. O zamandan beri siyaset yapıyorum.

Esad yönetimi devrilir, yerine Müslüman Kardeşler gelirse, sizin açınızdan büyük bir değişiklik olmayacak mı?

Şimdiki rejimin bize yönelik uygulamaları, tipik bir faşist rejimin uygulamaları. Biz PYD olarak çok şehit verdik. Örgütümüz 2003’te kuruldu. 2004’te bir üyemiz işkencede öldürüldü. 2004’te, hatırlarsanız, Qamişlo’da bir serhildan gerçekleştirdik. Ondan sonra bize yönelik sert uygulamalar arttı. Yine 2004’te beş üyemiz öldürüldü. 2008’de üst düzey bir üyemiz işkencede öldürüldü. Son aylardaki isyanlarla birlikte devlet af çıkardı, ama buna rağmen hâlâ çok sayıda üyemiz hapishanede.

Demek istediğim, bu rejimin baskıcı uygulamalarından daha kötüsü olamaz. Bizim örgütlülüğümüz de buna müsaade etmez. Zaten Müslüman Kardeşler’in bizi tanımaması üzerine başka bir ittifaka girerek Arap solcularıyla Demokratik Koordinasyon’u kurduk. 19 Arap, beş de Kürt partisi var bu koordinasyonda. Şu anda Suriye’deki isyan hareketinin demokrat yönünü bu koordinasyon oluşturuyor.

Esad yönetiminin devrilmesi durumunda, Müslüman Kardeşler karşısında Demokratik Koordinasyon’un iktidara gelme şansı var mı?

Biz en güçlü muhalefet olduğumuzu iddia ediyoruz. Suriye’deki Kürt halkının çoğunluğunu PYD olarak biz temsil ediyoruz. Fakat sadece Kürtlerin değil, bütün demokratların partisiyiz. Örgütlülük açısından da çok sıkı bir yapımız olduğunu söylemeliyim. Başka Kürt örgütleri de var, ama çok geniş tabanlı olduklarını söyleyemem. Kürtlerin 13-14 partisi var.

Sizin silahlı kanadınız var mı?

Hayır, yok.

Üç aydır Qamişlo’dasınız. Ondan önce kaçak olduğunuzu biliyoruz. Ne değişti de Qamişlo’ya dönebildiniz?

2003’te kurulduktan itibaren rejimin öylesine yoğun baskısıyla karşılaştık ki, bize kalan tek yol dağlara çıkmaktı. Bir yıl kadar dağlardaki karargâhımızda kaldım, ama Suriye’yle ilişkimiz hiçbir zaman kesilmedi. İnternet veya telefon aracılığıyla partimizle ilişkileri sürdürdük. Nasıl ki kaçak yollardan dağa çıktıysam, yine kaçak yollardan halkımın arasına döndüm. Yani iddia edildiği gibi Baas’la herhangi bir anlaşmanın neticesinde dönmüş değilim. Dönüşüm tamamen partimin ve halkımın gücüyle gerçekleşti. Ben af çıkmadan evvel halkımın arasına döndüm. Son af kanunuyla da herhangi bir yasal sorunum kalmadı.

Esad yönetiminin sizinle bir görüşme talebi oldu mu?

İki ay önce Beşar Esad Kürt partilerini davet etti, fakat biz bu davete icabet etmedik. Görüşmek için şartların oluşmadığı kanaatindeyiz. Sokaklarda insanlar öldürülürken –Araplar veya Kürtler fark etmez– gidip Esad’la görüşmemiz doğru olmazdı. Biz diyaloğa açık olduğumuzu ifade ettik, ama bu şartlarda değil. Bu görüşmeyi erteledik, ama Esad’dan ikinci bir davet almış değiliz.

Kürt halkı olarak bütün parçalardaki mücadelemiz birbiriyle bağlantılı. Kaderimiz Kuzey Kürdistan’la aynı çizgidedir. Türkiye’de Türklerle Kürtler nasıl iç içe geçtiyse, biz de Araplarla iç içe geçtik.

Suriye ordusu Kürtlerin eylemlerine de silahla karşılık veriyor mu?

Bizden de ölenler oldu. Gerek Şam’daki eylemlerde, gerekse askerlik yaparken hayatını kaybeden Kürtler oldu. Fakat sorunuz yerinde: Kürt bölgesindeki eylemlerde ölen kimse olmadı. Bunun sebebini kimse Suriye yönetimiyle anlaşmamız olarak yorumlamasın, çünkü böyle bir anlaşma kesinlikle yok. Devlet Kürt halkının çok örgütlü olduğunun farkında. Bize yönelik bir silahlı girişimleri olursa, Suriye’deki bütün Kürt şehirlerinin ayaklanacağını biliyorlar. Hatırlarsınız, 2004’te Qamişlo’da halkımızın üzerine ateş açılmış ve halkımız bu katliama karşı büyük bir direniş sergilemişti. Şu anda biz de devleti tahrik etmiyor, karakollara filan saldırmıyoruz. Güçlerimizi o tür eylemlere yönlendirmiyoruz.

Bu temkinli yaklaşımınızın nedeni nedir?

Bize karşı doğrudan saldırı olmadığı için temkinliyiz. Aynı zamanda, rejimle çatışan Müslüman Kardeşler’e güvenmiyoruz. Aramızda bir ittifak veya anlaşma olmadığı için kendi taleplerimizle, kendi stratejimizle hareket ediyoruz. Ayrıca, devlet kimliksiz vatandaşlarımıza kimlik vermeyi kabul etti ve şu âna kadar 30 bin kişiye kimlik verildi.

2004’teki ayaklanmada Arap halkından destek almış mıydınız?

Öyle bir destek hiçbir zaman almadık. Müslüman Kardeşler o zaman seslerini çıkarmamıştı mesela. Müslüman Kardeşler’le Suriye içinde bir görüşmemiz olmadı, ama başka yerlerde bazı görüşmeler yaptık. Gördük ki, hâlâ eski kafadalar. Hâlâ koyu bir Arap milliyetçiliği barındırıyorlar. Aslına bakarsanız, Baas rejimi ortada herhangi bir örgüt veya parti bırakmadığı için muhalifler içinde de muhatap bulmak zor oluyor. Arap ayaklanmasını destekleyen halk çok kalabalık, ama örgüt az. Sol, sosyalist hareketler, Hıristiyanlar var, ama onların da örgütlülüğü çok sıkı değil.

Ne oldu da Türkiye Esad yönetimine bu kadar sert tepki göstermeye başladı? Sizce Türkiye ne yapmak istiyor?

Türkiye’nin, daha doğrusu Erdoğan’ın bir misyon üstlendiği kanaatindeyiz. Erdoğan, ılımlı İslâm’ı, daha doğrusu, Amerika’nın istediği bir İslâm’ı Ortadoğu’da yaygınlaştırmak ve bunun öncülüğünü yapmak istiyor. AKP’nin ve Erdoğan’ın bütün adımları bu misyon çerçevesinde atılıyor. Hatırlarsanız, son yıllarda Erdoğan ve Esad protokol kurallarını bile bir kenara bırakıp birbirlerine sarılıyor, birbirlerine “kardeşim” diye hitap ediyorlardı. Bu ilişkilerden dolayı Türkiye’nin birçok fayda sağladığını biliyoruz. Suriye neredeyse Türkiye’nin sömürgesi konumuna düşmüştü. Ama Batı artık Erdoğan’ı esas misyonunu yerine getirmesi için zorluyor. “Kardeşliğin” bozulma sebebi budur. Türkiye bütün adımlarını Washington’la koordinasyon içinde atıyor.

Suriye hakiki bir mozaik. Sünnilerin nüfusun yüzde 50’sini oluşturduğu söylenemez. Bu farklı halklar arasında tarih boyunca pek çok çatışma olmuştur. O yüzden, Suriye’nin tek çaresi demokrasidir.

Şunu da eklemeliyim: Türkiye, Suriye Kürtlerinin birtakım kazanımlar elde etmesinden rahatsız. Sizin devletinizin politikası, Kürtlerin inkârı ve hatta kırımı üzerinden şekillenmiştir. Bu politikaların değiştiği iddiaları yalandır. AKP’de de Kürt düşmanlığı var. Ilımlı İslâm projesi de bu politikayla örtüşüyor. Mesela, Fethullah Gülen’in Güney Kürdistan’daki okulları bu projeyi yaygınlaştırma amacındadır. Dolayısıyla, hem Güney (Irak Kürdistan’ı), hem Batı (Suriye) ve Kuzey (Türkiye) Kürtlerini AKP’nin denetimi altına almaya çalışıyorlar. Türkiye’nin Suriye’deki gelişmelerden korkusu budur. Çünkü eğer burada bir demokrasi oluşursa, yani bizim Arap solcuları, Hıristiyanlar ve diğer gruplarla kurduğumuz koordinasyon başarılı olursa, çıkarları zedelenir. Türkiye Suriye’nin Kürtleri tanımasını istemiyor, o yüzden de buradaki süreci sabote etmeye çalışıyor. Suriye rejiminin PKK’yi desteklediğine dair asılsız iddialar ortaya atıyor. Arap basınındaki AKP kalemşorları bunları yazıyor. AKP, elinin uzandığı her yerde anti-Kürt propaganda yaptırıyor.

Baas Partisi’nin PKK’ye göz yumduğu iddiası gerçekdışı mı?

Baas 1999’dan beri PKK’ye karşı düşmanlık politikası yürütüyordu. Birçok PKK elemanı Suriye’den çıkmak isterken yakalanıp Türkiye’ye teslim edildi. Keza halen PKK davasından hapse atılmış birçok insan var Suriye’de. Ama bunu yapması Suriye’ye hiçbir kazanım sağlamadı. Suriye’de Apocuların tabanı çok güçlüdür ve Baas Türkiye’nin hatırı için bu insanları tutukluyor, işkence ediyordu. Suriye bunun bir hata olduğunu anladı ama, bunun arkasında bir anlaşma yok.

Neticede biz ne şu anki Baas rejimini ne de onların yerine gelmeye hazırlanan Müslüman Kardeşler’i savunuyoruz. Demokratik muhalefet olarak hem rejime hem de Müslüman Kardeşler’e karşı, demokratik bir Suriye için mücadele etme vaadiyle bir protokol imzaladık. Biz üçüncü yolu çizmişiz ve oradan yürüyoruz.

Salih Müslim’in oğlu Şervan 2013’te IŞİD’e karşı mücadelede hayatını kaybetti; sağda, 2015’te, Kobanê’de, Şervan’ın mezarı başında

Suriye’ye yönelik baskıya karşı çıkan İran, Suriye’nin aksine, kendi içindeki Kürt hareketine, PJAK’a yönelik yoğun operasyonlar sürdürüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

İran’ın PJAK’a yönelik operasyonlarının Türkiye’yle bir ilişkisi var sanırız. Kandil bölgesinin büyük bir bölümü Mesud Barzani’nin yönetiminde. Mesud ise İran ve Türkiye’nin oyununa gelmiyor. Yoksa iki ülke de Kandil’e yönelik daha fazla operasyona girerlerdi. Ama bunu göze alamıyorlar, çünkü Mesud’dan destek gelmiyor. Fakat, İran ve Türkiye’nin Kürt hareketine yönelik ittifakının uzun vadeli olamayacağı düşüncesindeyiz. Zira Türkiye’nin üstlendiği ılımlı İslâm’ı yayma misyonu İran açısından da tehlike oluşturuyor. Bazı iddialara göre, İran Suriye’yi rahatlatmak için Kandil’e operasyon yapıyor. Öyle bir şey yok, çünkü Suriye’nin Kandil’le bir ilişkisi yok. Ayrıca, PJAK’a yönelik operasyonlar bizim buradaki mücadelemizi sekteye uğratmaz. İran veya Türkiye’nin Kandil’e yönelik operasyonlarının da bir sonuç vermeyeceği açık. Bunu daha önce de denediler ve elleri boş döndüler.

PKK’nin Suriye’de silahlı güçleri var mı?

Hayır, burada güçleri yok, ama Suriye Kürtleri PKK’nin silahlı kanadı olan HPG içinde yer alıyorlar. Suriye Kürtleri kendi yönetimlerine karşı silahlı mücadeleye girmediler, çünkü hâlâ siyasetle bu sorunun çözülebileceğine inanıyoruz. Şimdiye kadar silahlı mücadeleye girmedik, ama ileride ne olur, bilemeyiz. Şartlar değişirse, PKK’nin içindeki Suriyeli militanlar Suriye’ye karşı da mücadeleye girişebilirler, halkı korumak için tedbir alabilirler.

Davutoğlu Müslüman Kardeşler lehine çalışıyor. Antalya ve İstanbul’da Müslüman Kardeşler’in kongrelerini düzenleyen kişidir. Suriye’ye gelirken büyük ihtimalle Kürtler aleyhinde bazı şartlar öne sürdü.

PYD legal bir parti mi?

Biz illegaliz, ama Suriye’de zaten legal bir parti yok. Suriye’nin siyasi partiler kanunu bile yok. Baas Partisi bile kanun çerçevesinde kurulmuş değildir. Baas Partisi, 1963’ten beri iktidarını sürdürüyor. Suriye’de partilerin hiçbiri bir kanuna tâbi olmadığı için, hepsi yasadışı sayılabilir. Fakat bu artık gelenekselleştiği için devlet müdahale etmiyor, çünkü hiçbiri ciddi bir güce erişmiş değil. 15 gün önce, temmuzun sonlarında bir partiler kanunu çıktı, ama henüz uygulanmış değil. Anayasa değişmediği için bu yasanın bir faydası olmayacak.

Türkiye gibi Suriye’de de yeni anayasa talepleri var. Siz yeni anayasada ne gibi hususların yer almasını istiyorsunuz?

Suriye anayasası tamamen Baas mantığına göre düzenlenmiş. O bakımdan, anayasanın değiştirilmesini değil, anayasanın yapılmasını istiyoruz. Çünkü doğru dürüst bir anayasadan söz edemiyoruz. Elbette anayasadan daha öncelikli taleplerimiz var. Her şeyden önce şehirlerdeki tankların çıkarılmasını, tutukluların serbest bırakılmasını, sivil halkı öldürenlerin cezalandırılmasını, gösteri ve yürüyüş hakkının tanınmasını istiyoruz. Bunlar gerçekleştirildikten sonra demokratik bir anayasa çalışmalarının ve yeni özgürlükçü yasaların halka danışılarak ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Biz Kürtler, anayasada dilimizin, kültürümüzün tanınmasını istiyoruz. Aynı zamanda da demokratik özerklik talebimiz var.

Bu demokratik özerklik Türkiye Kürtlerinin talebinin aynısı mı?

Evet, ona benzer bir talebimiz var. Biz de tıpkı Kuzey’deki kardeşlerimiz gibi parçalanmayı değil, aynı sınırlar içinde, ama özgürce yaşamayı istiyoruz.

Salih Müslim Türkiye’nin talebi üzerine 2018’de gözaltına alınmış, iki gün sonraki ilk mahkemede serbest bırakılmıştı

Suriye’de Kürt, Arap, Hıristiyan, Ermeni nüfusun oranları neler?

Suriye 23 milyona yakın bir nüfusa sahip. Nüfusun yüzde 15’ini Kürtler oluşturuyor. Kürtlerin çoğunluğu Türkiye sınırında bulunuyor. Bizim bölgemizde Türkmen ve Arap nüfus da var. Biliyorsunuz, sınırlar belirlenirken halkların birliği gözetilmemiş. Şehirler, kasabalar ve hatta köyler, aileler tellerle birbirinden ayrılmış. 4 milyona yakın Kürt nüfus Qamişlo, Kobani, Afrin gibi şehirlerde ve bu şehirlere bağlı köylerde yaşıyor. Çok evvelden, Selahaddin Eyyubi döneminden beri Şam’a yerleşmiş olan Kürtler de var, fakat onların çoğu Araplaşmış durumda. Dillerini unutmuş olsalar da, Kürt olduklarını söylemekten çekinmiyorlar. Humus’ta, Hama’da Kürt köyleri var. Sınıfsal olarak yine Araplardan daha düşük konumdalar, ama kuzeydeki Kürtlere göre durumları daha iyi. Suriye nüfusunun yüzde onunu Aleviler oluşturuyor. Onlar da çoğunlukla Akdeniz kıyısında, Alevi Dağları dediğimiz bölgede yaşıyorlar. Suriye’nin güneyinde yaşayan Dürziler nüfusun yüzde dördünü oluşturuyor. Onlar da rejime karşı oldukları gibi Müslüman Kardeşler’e de yakın değiller. İsmaililer var. Suriye’nin orta kesimlerinde Hıristiyanlar var. 50 bin civarında Ermeni nüfusumuz var ki, çoğunluğu Halep’te yaşıyor. Süryani ve Asuriler de bir azınlık oluşturuyor.

Anayasada dilimizin, kültürümüzün tanınmasını istiyoruz. Aynı zamanda demokratik özerklik talebimiz var. Biz de tıpkı Kuzey’deki kardeşlerimiz gibi parçalanmayı değil, aynı sınırlar içinde, ama özgürce yaşamayı istiyoruz.

Gördüğünüz gibi, Suriye hakiki bir mozaik. Sünnilerin nüfusun yüzde 50’sini oluşturduğu söylenemez. Bu farklı halklar arasında tarih boyunca pek çok çatışma olmuştur. O yüzden, Suriye’nin tek çaresi demokrasidir. Müslüman Kardeşler iktidara gelirse muhakkak iç savaş çıkar. Bu çok çok tehlikeli olur. İç savaşı ancak bizim oluşturduğumuz Koordinasyon önleyebilir. Aramızda komünistler, Arap solcuları, Aleviler, Hıristiyanlar var.

Beşar Esad yönetimde kalırsa ne olur?

Esad ancak devrim niteliğinde dönüşüm yaparsa koltuğunda kalabilir. Esad’ı savunan hiçbir kesim kalmadı. Herkes rejimin değişimini istiyor.

11 Mart’ta tedavi gördüğü Erbil’de hayatını kaybeden Salih Müslim’in cenazesi önce Qamişlo’da on binlerce kişi tarafından karşılandı, eller üstünde taşınarak defnedilmek üzere Kobanê’ye nakledildi

Şu sıralar Suriye’de basında neler konuşuluyor?

Baas Partisi kendini mağdur göstermeye çalışıyor. Yaşananların dış mihrakların etkisiyle ortaya çıktığını, kendilerine yönelik bir komplo kurulduğunu iddia ediyorlar. Direnişçiler için “silahlı çeteler” tanımı kullanılıyor. Hama’daki katliamlar için “eşkıya şehre inmiş, halka zulmediyor” deniyor. Tank ve topların halkın isteği üzerine şehirlere sürüldüğünü iddia ediyorlar.

Davutoğlu’nun ziyareti Baas Partisi’nin tutumunda bir değişiklik yarattı mı?

Davutoğlu özellikle Müslüman Kardeşler lehine çalışıyor. Antalya ve İstanbul’da Müslüman Kardeşler’in kongrelerini düzenleyen kişidir Davutoğlu. Kendisi Suriye’ye gelirken büyük ihtimalle Kürtler aleyhinde bazı şartlar öne sürdü. Zaten sözünü ettiğim iki kongrede de Kürtlere hiç yer verilmedi. Davutoğlu, Müslüman Kardeşler’in Kürt karşıtı tutumunu garantilemiş durumda. İhtimal ki Esad yönetimde kalırsa, onun da Kürt karşıtı politika yürütmesini sağlama almak istiyor. Anladığımız kadarıyla, Batı henüz Esad rejiminin yerini tutacak gücü bulmuş değil. O yüzden Esad’ı ortadan kaldırma sürecini erteliyor.

Sizce Esad’ın gidişi veya yerini sağlamlaştırması ne zaman netleşir?

Tahminimize göre bu biraz daha sürecek. Çünkü Esad sonrasının iç savaş olacağının farkındadır Batı ve Türkiye.

Partinizin Türkiye Kürtleriyle bağlantısı var mı?

Kürt halkı olarak bütün parçalardaki mücadelemizin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemek istiyorum. Biz hep dayanışma içinde olmalı, politik olarak birbirimizi desteklemeliyiz. Bizim kaderimiz Kuzey Kürdistan’la aynı çizgidedir. Bu yüz yıl içinde Türkiye’de Türklerle Kürtler nasıl iç içe geçtiyse, bizler de Arap halkıyla iç içe geçtik. Sizinle kültürel farklılığımız var, ama sonuçta tek bir halkız. Kuzey halkımızın mücadelesini desteklemek üzere dağa çıkan ve şehit düşen binlerce gencimiz var. Ayrıca bizim buradaki mücadelemize Kuzey’deki Kürtler destek vermiştir. Mesela Yekta arkadaşımız vardı; 2004’te Qamişlo’daki katliamı protesto etmek için Halep’te bedenini ateşe vermiştir. Kürt halkı da, Kürt halkının davası da birdir. Yalnız kültürel özelliklerimizi içinde bulunduğumuz devletlerde ayrı ayrı yaşamamız gerekiyor. Bizler Arap halkının kültüründen etkilendik, sizler Türk kültüründen. Türkler sizden etkilendi, Araplar bizden…

Sizi ilk aradığımızda iyi Türkçe bildiğinizi söylediniz. Nerede öğrendiniz Türkçeyi?

1977’de, Türkiye’de, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum. Ülkenizde kimya mühendisi oldum. Arabistan’da 12 sene bulundum. 1992’de ülkeme, halkımın arasına döndüm. O zamandan beri siyaset yapıyorum. Suriye’de vatandaşlıktan çıkarılmayan bir aileden geliyorum. Vatandaşlıktan çıkarılanlar da okuyabiliyor, ama memur olamıyorlar. Son 10-15 yıldır kimliksiz Kürtler yurtdışına da çıkamıyor. Yani ne kendi ülkesinde vatandaş olabiliyor ne de ülkesinden çıkabiliyorlar. Bazılarına sadece ülkeden çıkmaları, ama dönmemeleri kaydıyla bir belge veriliyor. Ama, işler şimdi değişti. Söylediğim gibi, 30 bin kişiye kimlik verildi, sanırım artık herkese kimlikleri verilecek.

Express, sayı 122, Eylül 2011

^